Zamanın gidişatına bakınca, insanın yüreği burkuluyor. Canımız sıkkın, keyfimiz yok. Çünkü etrafımızda öyle hadiseler yaşanıyor ki, hangi birini yazacağımızı bilemez hale geliyoruz.
Anne babasını katleden gençler mi?
Ceviz kabuğunu doldurmayacak sebeplerden dolayı canice birbirinin canına kıyan gençler mi?
Anne babasının uyarılarını dinlemeyip, gidilmemesi gereken yerlere giderek hayatını kaybeden evlatlarımız mı?
Aşırı hızla araba kullanıp hem kendisinin hem başkalarının ölümüne sebep olan gençler mi?..
Trafikte motorunu tek teker üzerinde kaldırıp, hem kendisini hem başkalarını tehlikeye atan gençler mi?
Sokak ortasında ağza alınmayacak küfürler eden genç kızlarımız mı?
On dört, on beş yaşındaki çocukların, “Gel viski içelim, millete sataşalım” diye başlayan hoyratlıklarını mı?
Bahis bataklığına saplanıp intihara sürüklenen gençlerimizi mi yazalım?
Evet, hangi birini yazalım?
Toplum olarak neredeyse çaresizliğe düşmüş haldeyiz. Fakat biliyoruz ki çözüm var. Çözüm, Ali Şeriati’nin dediği gibi öze dönüş ile mümkündür.
Bilge Kral Aliya İzzet Begoviç’in sözü de bugün için bir hakikati haykırıyor:
“Ana daldan kopan yaprak kurumaya mahkûmdur.”
O ana dal, Kur’an-ı Kerim’dir. Evliyalar şehri diye anılan bu toprakların yeniden dirilişi, yeniden toparlanışı, yeniden huzura kavuşması Kur’an’a dönüşle olacaktır.
Çünkü öze dönüş, sadece geçmişi hatırlamak değildir; değerleri yeniden diriltmektir. Ahlakı, edebi, merhameti ve saygıyı yeniden hayatımıza yerleştirmektir.
Gençlerimizi bu girdaplardan kurtarmak için, köklerimize, Kur’an’ın nuruna sarılmak zorundayız. O zaman hem biz hem gençlerimiz yeniden hayat bulacaktır