Daha düne kadar aynı öğretmenler odasında çay içen öğretmenlerdik. Aynı masada ekmeği bölüşen işçilerdik. Aynı kahvede oturup aynı dertleri konuşan memurlardık...

Fakat hayatın tuhaf bir huyu vardır: Bazıları bir gün aynı sandalyeden kalkıp başka bir koltuğa oturur. Koltuk değişince, hafıza da değişir.
Düne kadar birlikte ekmek bölüştüğü insanları bugün görmezden gelenler vardır. Hatta görmezden gelmekle kalmaz; onları küçük görmeye, yıldırmaya, baskı uygulamaya başlar. Dün “kardeşim” dediğine bugün “astım” gözüyle bakar. İşte buna modern literatürde güç zehirlenmesi denir.
Güç zehirlenmesi çoğu zaman küçük bir değişiklikle başlar.
Bir unvan
Bir makam
Bir yetki
Ve sonra insanın içinde saklı duran bazı zaaflar yavaş yavaş ortaya çıkar. Çünkü sınırsız ve denetlenmeyen güç, insanın karakterini test eden en büyük imtihandır.
Filozof Bertrand Russell bu tehlikeyi yıllar önce şöyle ifade etmiştir
“Kibir üzerinde bir kontrol olmadığında bir tür deliliğe giden yolda bir adım daha atılır: modern insanın eğilimli olduğu güç zehirlenmesi. Bu güç sarhoşluğunun zamanımızın en büyük tehlikesi olduğuna ve büyük bir toplumsal felaket tehlikesini artırdığına ikna oldum"
Gerçekten de güç zehirlenmesinin ilk şartı denetlenmeyen bir güç ortamının oluşmasıdır.
İnsan uzun süre sorgulanmadan, eleştirilmeden, hesap vermeden güç kullanabildiğinde; zamanla kendisini vazgeçilmez zannetmeye başlar.
Psikolog Robertson mutlak gücün insan beyni üzerindeki etkilerini incelerken ilginç bir benzetme yapar:" Ona göre güç, etkileri bakımından kokain gibi bağımlılık yapan maddelere benzer. İnsan bir kez o sarhoşluğu yaşadı mı, daha fazlasını ister."
Bu noktadan sonra şu belirtiler ortaya çıka
Eleştiriye tahammülsüzlük
Muhalifleri cezalandırma isteği
İntikam duygusu
Kendini vazgeçilmez görmesi
Empati kaybı
Kısacası insan, gücü yönetmek yerine gücün yönettiği birine dönüşür.
Ne acıdır ki bu dönüşüm çoğu zaman küçük ortamlarda başlar. Büyük devlet yönetimlerinde değil, bazen bir kurumda,bazen bir dernekte, bazen bir okulda, hatta küçük bir büroda bile görülebilir.
Bir masa değişir, insan değişir.
Bir unvan gelir, merhamet gider.
Oysa insanın gerçek karakteri, güçsüzken değil güç sahibiyken ortaya çıkar.
Eskiler bu yüzden şöyle derler
“Makama gelenin değil, makamın kime geldiğine bak"
Çünkü bazı insanlar makama oturunca büyür, bazıları ise makamı küçültür.
Ve en tehlikelisi şudur: Güç zehirlenmesi yaşayan kişi çoğu zaman bunun farkında değildir. Hatta kendisini adalet dağıtan biri zanneder. Oysa dışarıdan bakıldığında, dün birlikte ekmek bölüştüğü insanlara zulmeden birine dönüşmüştür.
Belki de bu yüzden toplumların en büyük sigortası gücün denetlenmesidir.
Hesap sorulamayan güç, er ya da geç insanı zehirler.
Ve unutulmaması gereken basit bir hakikat vardır.
Bir gün herkes koltuğundan kalkar
Ama insanlar koltuğu değil, kendilerine yapılan muameleyi hatırlar.
Dün birlikte ekmek yediğini unutanlar, yarın yalnız sofralara mahkûm olurlar.