Bir şehrin takımının kazanması elbette gurur vericidir. Bayraklar asılır, formalar giyilir, stadyum dolar taşar. Buna itirazımız yok. İtirazımız, bu coşkunun şehirdeki çukurları, yıkılmayı bekleyen okulları ve çocukların can güvenliğini yutacak kadar büyütülmesine.

Çünkü bir ülkede futbol, sorunların üzerini örten bir perdeye dönüşüyorsa; artık spor değil, afyondur.

Toplumsal ve ekonomik sıkıntılarını dile getirmek için meydanlara çıkan memur, işçi ya da öğrenciler “kanunsuz gösteri”, “çevreyi rahatsız etme” ya da “kamu düzeni” gerekçeleriyle engellenirken; aynı meydanların futbol galibiyetlerinde trafiği kilitleyen kalabalıklara sessizce teslim edilmesi futbolun toplum üzerindeki afyon etkisinin en berrak göstergesidir.

Bir şehrin merkezindeki okullar için yıkım kararı çıkmış ama aylardır tek bir tuğla yerinden oynamamışsa; buna karşılık maç sonucu herkesin diline pelesenk olmuşsa, mesele futboldan ibaret değildir.

Yollar çukur, kaldırımlar yamalı, ulaşım güvenliği tartışmalı… Ama haftalarca konuşulan tek konu fikstürse, futbol afyondur. Halkın nefes alacağı millet bahçesinin göbeğine baz istasyonu kurulmuş, şehir sessiz; ama hakemlerin kararına günlerce yas tutuluyorsa, futbol afyondur.

Bitlis’in merkez mahallelerinde, yüksek duvarlar yüzünden çocuklar araçların tehdidinden kaçıp ölümle burun buruna geliyorsa ve bu mesele bir maç kadar bile gündem olamıyorsa, artık kelimeleri süslemeye gerek yoktur: Futbol, gerçeklerin üzerini örten kalın bir sis perdesidir.

Elbette futbol oynansın, desteklensin, sevilsin. Ama futbol; okulun, yolun, çocuğun, şehrin ve insan hayatının önüne geçiyorsa burada bir sorun vardır. Asıl tehlike futbolun kendisi değil; futbol sayesinde sorunlara bakmamayı öğrenmiş olmamızdır.

Biraz da kafamızı futbol kumsalına gömülü yerden çıkarıp, etrafımıza bakmanın vakti gelmedi mi?
Vesselam ...