Bugünün gençliğine dair her gün farklı eleştiriler duyuyoruz. Saygısız, sevgisiz, sorumsuz, düşüncesiz… Peki bu gençler kimin eseri neden bu durumdalar uzaydan mı geldiler ? Hayır, onlar bizim evimizde, mahallemizde, okullarımızda, gözümüzün önünde büyüdüler. Bugünkü tabloyu izleyip sadece şikâyet etmek yerine, aynayı kendimize tutmanın zamanı gelmedi mi?
Günümüz gençliği, saç modelleri ve parfüm markaları üzerine saatlerce konuşabiliyor. Ancak fikir üretmek, sorumluluk almak, anlamlı bir tartışmaya katılmak noktasında sessizleşiyor. Tespih renkleri üzerine uzun uzun tartışmalar yapılıyor ama gerçek hayatın sorunları karşısında kaçış başlıyor. Ne bilgiye ulaşıyorlar, ne de ulaştıkları bilginin doğruluğunu sorguluyorlar. Kahveden, sosyal medyadan, dedikodudan alınan bilgilerle bir dünya inşa etmeye çalışıyorlar. Bu sağlam temelsiz dünyada ne kadar ayakta kalabilirler?

Bir büyüğümüzle sohbet ederken telefonu çaldı. Evden gelen ses şöyleydi:
“Baba, evde ekmek yok, alabilir misin?”
Adamcağız izin isteyip çıktı, ekmek alıp döndü.
Döndüğünde sordum: “Evde çocuğun yok mu?”
Vardı, ama gitmiyorlarmış.
Çünkü o çocuklar, annesiz-babasız kalmasalar da, sorumluluk almayı öğrenmeden yetişmişler. Bugün pek çok evde buna benzer örnekler yaşanıyor.

Peki bu çocuklar neden böyle oldular?
Cevabı karmaşık değil.
Yıllarca babalar, “Erkektir yapar, bir şey olmaz” diyerek oğullarını serbest bıraktı.
Anneler ise, “Ben yaşayamadım, kızım yaşasın” diyerek ölçüsüz özgürlük alanları açtı.
İşte bu iki cümle, toplumun temeline dinamit yerleştirdi.

Gençliği anlamak istiyorsak, önce aileyi, özellikle de anneyi anlamalıyız.
Çünkü bir nesli önce anne yetiştirir.
Ama bugün birçok anne, sosyal medyanın girdabında boğulmuş durumda.
Dizi izlemekten çocuklarını ihmal eden,
“Ağlamasın da ne olursa olsun” diyerek çocuğun eline telefon tutuşturan bir anlayış hâkim oldu.
Düşünmeyen, üretmeyen, sorgulamayan, sorumluluk almayan çocuklar işte böyle yetişti.
Sonra da dönüp diyoruz ki: “Bu çocuk neden böyle oldu?”

Babalar da farklı değil. Okey, kâğıt oyunları, kahvehane derken geç vakitlere kadar oyun kahvehanelerinde…
“Benim bir ailem var mı?” sorusu, ancak uykuları geldiğinde akıllarına düşüyor.

Bir hocamız şöyle demişti:

> “Babam yatsı namazından sonra eve geç geldiğimizde bizi içeri almazdı. Babamızdan sonra kimse eve gelemezdi. Babamızda işi gereği yatsı namazından sonra gelirdi. Babamız şuan bile aynı vakitte eve gelir.
Çünkü baba zamanında eve gelmezse, çocuk da gelmez. O evde bir başıboşluk başlar.”
Hayır… Bu çocuklar uzaydan gelmedi.
Özür dilemesi gereken biziz.
Onları böyle yetiştiren, yalnız bırakan, boşlukta büyüten biziz.
Artık şikâyet etmeden önce aynaya cesaretle bakmalı ve şu soruyu sormalıyız:

Gerçekten değişmesi gereken kim?