Toplumların geleceğe umutla bakabilmesi, kurumların sağlıklı işlemesi ve bireylerin adalet duygusunun güçlenmesi için vazgeçilmez temel ilkelerden biri liyakattir. Ancak modern zamanlarda bu ilke ya tamamen unutulmuş ya da kasıtlı biçimde göz ardı edilmiştir. Bu ihmalkârlığın sonucu olarak birçok alanda çözülmeler, umutsuzluklar ve çöküşler yaşanmaktadır. Bu makalede liyakatin ihlaliyle oluşan toplumsal deformasyon çok yönlü şekilde ele alınacak ve Kur’an-ı Kerim ile Hz. Peygamber’in örnekliği ışığında ideal yönetişim anlayışı vurgulanacaktır.

Liyakat: İlahi Emir, Toplumsal Zorunluluk
Kur’an-ı Kerim, Nisa Suresi 58. ayette net bir biçimde şu çağrıda bulunur:

> “Şüphesiz Allah, size emanetleri ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emreder.”
Bu ayet yalnızca bir etik kural değil, aynı zamanda sağlam toplumların inşa ilkesi ve kalıcı devlet düzeninin teminatıdır. Liyakat ilkesi, sadece yöneticilerin seçilmesinde değil; eğitimden yargıya, sivil toplumdan bürokrasiye kadar tüm alanlarda belirleyici olmalıdır.
Liyakatsizlik: Sessiz Bir Yıkım
Toplumun her kesiminde işin ehli olmayan kişilerin sorumluluk makamlarında bulunması, hem bireysel mutsuzluklara hem de kurumsal başarısızlıklara neden olmaktadır. Eğitimde yaşanan bir örnek bunu çarpıcı biçimde ortaya koyar:
Bir öğrenci, diplomasını alırken “İnşallah buraya gelen öğrenciler mutlu olurlar” diyerek, sistemin adaletsizliğine sessiz fakat etkili bir tepki vermiştir. Bu cümle, sadece bir temenni değil; liyakatsizliğin doğurduğu umutsuzluğun dışavurumudur.

Siyaset ve Bürokrasi: Liyakatin Tahribat Alanları
Ne yazık ki bugün siyaset kurumu, çoğunlukla bilgi ve ehliyete değil; sadakat, torpil ve çıkar ilişkilerine dayanmaktadır. Bu durum sadece siyasette değil; bürokraside, STK’larda ve eğitim alanlarında da benzer şekilde tezahür etmektedir.
Peygamber Efendimiz'in şu hadisi bu durumu acı bir gerçeklikle hatırlatır:

“Emanet ehil olmayan kimseye verildiği zaman kıyameti bekle.”
Toplumlar, nasıl bir zihniyete sahipse o doğrultuda yönetilir. Bu bağlamda “Nasılsanız, öyle yönetilirsiniz” hadisi, sadece bir tespit değil; aynı zamanda bir uyarıdır. Eğer toplum, ehliyetsiz kişilerin peşinden gidiyorsa, maruz kaldığı yönetimden şikâyet etme hakkını da yitirir.
Sözde Kanaat Önderleri: İtibarsız Yön Vericiler
Geçtiğimiz günlerde öğretmenevinde düzenlenen bir toplantıda, ilin kaderi hakkında söz sahibi olmak üzere sözde kanaat önderleri bir araya getirilmiştir. Ancak bu kişilerin toplumla hiçbir bağlarının olmaması ve toplantıyı sadece bir yemek etkinliği gibi geçirmeleri, liyakatin yokluğunun ne denli trajik sonuçlar doğurduğunu gözler önüne sermiştir.
Gerçek kanaat önderi; halkın arasında yoğrulmuş, dert dinleyen, çözüm sunan ve sözüyle yön belirleyen kişidir. Halkın gönlünde yeri olmayan birinin kanaat önderi olarak takdim edilmesi; halkın iradesini gasp etmeye, göstermelik katılımlarla karar süreçlerini meşrulaştırmaya çalışmaktan başka bir şey değildir.
Peygamberî Örnek: Emaneti Ehline Teslim Etmek
Hz. Muhammed (s.a.v.), Mekke’nin fethinden sonra Kâbe’nin anahtarlarını tekrar Osman bin Talha’ya teslim etmiştir. Osman geçmişte müşrik olmasına rağmen, işin ehli olduğu için görevi ona vermiştir. Bu davranış, liyakatin geçmişten değil; ehliyetten doğduğunu gösteren eşsiz bir örnektir. Hz. Peygamber’in bu tavrı, adaleti ve yönetişimi sadece sözde değil, fiilen inşa ettiğini göstermektedir.

Liyakatin Yokluğunda Gelecek İnşa Edilemez
Bugün toplumda yaygın olarak hissedilen adaletsizlik duygusu, liyakat ilkesinin sistematik biçimde ihlal edilmesinin bir sonucudur. İnsanlar emeklerinin karşılığını alamadıkça güven duygusu sarsılır, adalet hissi yok olur ve mutsuzluk topluma yayılır. Liyakatsizlik, sadece bireysel hatalara değil; kurumların çöküşüne, toplumun geriye gitmesine neden olur.

Kur’an’ın “emaneti ehline verin” çağrısı; sadece dini bir öğüt değil, toplumsal barışın ve ilerlemenin de vazgeçilmez şartıdır. Bu çağrıya kulak vermek, imanî bir sorumluluk olduğu kadar insanî bir görevdir.
Toplum olarak, artık sadakat yerine ehliyeti, görünüş yerine yetkinliği, torpil yerine adaleti merkeze alan bir anlayışı inşa etme zamanıdır. Aksi halde, kıyamet uzak değildir; çünkü kıyamet sadece gökten inen bir afet değil, yerden yükselen bir çöküş de olabilir.