Bu cümle, öğrencilerin hayallerini, beklentilerini ve içlerinde sakladıkları özlemleri dile getirmenin en samimi yoludur. Biz öğrenciler çoğu zaman eleştirel bir dil kullanır, bazen isyankâr görünürüz. Bunun sebebi, toplumsal hayatta yeterince söz hakkı verilmemesi, aile içinde ya da çevrede sesimizin duyulmaması olabilir. İşte bu yüzden öğretmenlerimizden, bize güven vermelerini, özgüvenimizi inşa etmelerini bekleriz.
Özgürce düşüncelerimizi ifade etmenin garipsenecek bir şey olmadığını bilmek isteriz. Öğretmenlerimiz, düşüncelerimizi makul bir dille dinlediklerinde kendimizi değerli hissederiz. Bir insanı anlamak için onun birebir yaşadıklarını yaşamak gerekmez; biraz empati, biraz anlayış yeterlidir. Öğretmen, öğrencisinin derdine ortak olduğunda, onun yüreğine dokunmuş olur.
Bir öğretmen sabah sınıfa girdiğinde sadece ders anlatmaz; öğrencisinin hâlini hatırını sorması, gözlerinin içine bakarak “Nasılsın?” demesi, küçümsemeden değer verdiğini hissettirmesi çok şey ifade eder. Öğrenci, öğretmeninin bir zamanlar aynı sıralardan geçtiğini duyduğunda kendini daha anlaşılmış hisseder.
Mükemmeliyetçiliği dayatmak yerine, her öğrenciyi birer tohum gibi görmelidir öğretmen. Her tohumun toprağa düşme şekli, yeşermesi, çiçek açması farklıdır. Kimisi kısa sürede filizlenir, kimisi zamanla büyür. Bu sabrı göstermek, hoşgörülü olmak, adaletli davranmak, kırmadan dökmeden uyarmak aslında zor değildir. Öğrencinin gönlünü incitmeden yapılan uyarı, kalpte iz bırakmaz; aksine yol gösterici olur.
Biz öğrenciler, fikirlerimizin değerli olduğunu hissettiğimizde derslerde daha istekli oluruz. Öğretmenimizin, toplum içinde bizi rencide etmeden, ağzından çıkan kelimelere dikkat ederek konuşması, bizde derin bir saygı uyandırır. Çünkü öğretmenin sözü, öğrencinin hayatında silinmez bir iz bırakır.
Bir başka hassasiyetimiz ise isimle hitap edilmemektir. Mezun olmaya yaklaşmışken hâlâ “sen, siz” diye geçiştirilmek zorumuza gider. Oysa ismimizle çağrılmak, kimliğimizin kabul edildiğini, birey olarak değer gördüğümüzü hissettirir. Bu da güven bağını daha güçlü kılar.
Unutulmamalıdır ki; “Öğretmen sevilirse, dersi de sevilir.” Sevgiyle yaklaşan bir öğretmenin dersinde zaman su gibi akar. Çünkü öğrenci, kendini değerli hissettiği yerde öğrenmeye daha açıktır.
Kur’an-ı Kerim’de Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) hitaben “Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi.” buyurulmaktadır. Bu ayet, eğitimde yol gösterici bir düstur gibidir. Öğrenciye yumuşak bir dille yaklaşmak, kalpleri kazanmak demektir.
Öğretmen olsaydım, sadece bilgi aktaran biri değil, öğrencinin kalbine dokunan, onu dinleyen, fikirlerine değer veren, kimliğini onurlandıran biri olmak isterdim. Çünkü öğretmenlik sadece ders anlatmak değil, aynı zamanda bir insanın hayat yolculuğuna ışık tutmaktır. Ve bu ışığı yakmak, aslında hiç de zor değildir.