Nezaket; başkalarına karşı saygılı, anlayışlı, düşünceli, nazik, incelikli ve kibar davranmaktır. Nezaketsizlik ise; kaba, saygısız, kırıcı ve çatışma oluşturan davranışları ifade eder. Hayatımızda işittiğimiz güzel bir söz, gördüğümüz güzel bir davranış bazen tüm günümüzü güzelleştirir, yüreğimizi ısıtır. Çünkü insan, kendisine ilgi gösterilmesinden, hatırlanmaktan, önemsenmekten mutlu olur. Bir tebessüm, bir küçük iltifat, bir güzel söz nice gönüllerin kapısını açar, düşmanlıkları dostluğa dönüştürür.
Bu yüzdendir ki Allah Resulü şöyle buyurmuştur:
“Selamı aranızda yayın.”
Mevlânâ da aynı hakikate şöyle dikkat çeker:
“Düşmanınızın dost olmasını istiyorsanız, onun hakkında güzel sözler söyleyiniz. Birileri o güzel sözleri ona iletir. İnsan iltifatın kölesidir.”
Ancak bugünlerde bir de hayatın başka bir yüzü var…
Bazen duyduğumuz kaba bir söz, şahit olduğumuz hoyrat bir davranış insanın moralini altüst ediyor. Verim düşüyor, motivasyon kırılıyor, insan çevresine karşı daha tahammülsüz hâle geliyor. Maalesef üzülerek görüyoruz ki, toplumda nezaket hızla azalıyor. Birbirimize karşı tahammülümüz kalmadı. “Teşekkür ederim, rica ederim, özür dilerim” gibi kelimeler sanki lüks oldu.
Yaşadığım bazı olaylar bunun acı örnekleri…
Bir kına törenine gitmiştik. Her yer tertemiz, pırıl pırıldı; belli ki ev sahibi misafirlerini özenle beklemişti. Tören başladı, ikramlar dağıtıldı. Çöpler biriktiğinde çöp poşeti elimde bekliyordum. Küçük bir çocuk çöpünü yere attı. O temizliğin içinde o çöp sırıttı adeta. Eğildim, yerden aldım. O anda ev sahiplerinden biri bizimkilere sordu:
“Bu deli mi?”
Aramızdan biri, “Yok, öğretmen,” dedi.
Ardından mahcup bir ses yankılandı:
“Aman hocam, siz dokunmayın biz alırız…”
İçim burkuldu. Nezaketli olmak, temizliğe katkıda bulunmak delilik mi oldu? Toplum böylesine mi dönüştü?
Bir başka gün arkadaşlarla çay içmeye gittik. Çaycıya üç çay söyledik. Arkadaşım “teşekkür ederiz” deyince, çaycı şaşkın bir ifadeyle dönüp, “Ney… şeker mi vereyim?” diye sordu. Oysa biz sadece basit bir teşekkür etmiştik. Sanki güzel söz bünyeye ağır gelmişti. Her gün tavuk dürüm yiyen birine büryan kebabı ikram etmiş gibi hissediyorduk. Güzel sözler yadırganır hâle gelmişti.
Bir müşterinin hikâyesi ise daha da düşündürücü.
Diyarbakır’da bir lokantada bir müşteri, kibarca seslenmiş:
“Bir dürüm rica edebilir miyim?”
Lokantacı ise sertçe karşılık vermiş:
“Ma, niye ağlıyorsun?”
Sahi biz ne zaman bu kadar hoyratlaştık? Ne zaman kibarlık zayıflık sayılmaya başlandı? Bugünlerde sokaklar, kafeler, işyerleri aynı sessiz mesajı fısıldıyor:
“Nezaketli olursan ezilirsin.”
“Duygusal olursan kaybedersin.”
“İyi niyetliysen kullanılmaya mahkûmsun.”
Oysa asıl hakikat bambaşka…
Nezaket insanı küçültmez, insanı büyütür. Gönül inceliği kaybettiren bir duygu değil; ruhu zenginleştiren, insanı insan yapan yüce bir ahlaktır. Hâlâ güzel bir tebessüm yürekleri ısıtıyor. Hâlâ bir “teşekkür ederim” insanın ruhunu yumuşatıyor. Bir hastaya geçmiş olsun demek, komşuya bir tabak yemek götürmek, yaşlıya yardım etmek insanın özünde huzur oluşturuyor.
Sorun, zorlaşmak değil… Sorun, unutmak. Biz nezaketi unutuyoruz.
İyiliğe garip bakar olduk. Kibarlık, saflık sanılıyor. Güzel söz, dalga konusu oluyor.
Belki de mesele, nezaketin zorluğunda değil… Kalabalıklar içinde zarif kalabilmenin güçlüğünde. Ve Cahit Zarifoğlu’nun sözü kulağımda çınlıyor:
“Kalbi hassas olana dünya ağır gelir.”
Varsın dünya kaba olsun… Biz nezaketimizle dünyayı güzelleştirelim. Çünkü incelik; insan olmanın en değerli şiarıdır.
“Nezaket Göstermek Tehlikeli ve Yasaktır!”
Taner ALPTEKİN
Yorumlar (2)