Bazı hikâyeler vardır ki, dilden dile dolaşır ama her çağda yeniden can bulur. Kimi zaman bir öğretmenin kırgın sözlerinde, kimi zaman yorgun bir gönlün sessiz isyanında yankılanır.
Geçtiğimiz günlerde bir öğretmen dostum, gözleri dolarak şöyle dedi
“Ben hakkımı helal etmiyorum. Üniversitede yıllarca dirsek çürüttüm, geceler boyu çalıştım. Fakat bir arkadaşım, hiçbir emek harcamadan torpille bir yere geldi. Üstelik bir de dalga geçer gibi ‘Sen okudun da ne oldu?’ diyebildi.

O an, aklıma yıllar önce dinlediğim bir kıssa geldi. Eski zamanlarda, taşımacılık işlerinin develerle yapıldığı dönemlerde geçer bu hikâye. Uzun yıllar boyunca yük taşıyan bir deve, yaşlanmış ve hastalanmış. Artık yolun sonuna geldiğini hissettiğinde, sahibine haber gönderip şöyle demiş
“Sahibime deyin, gelsin. Ona helallik vereceğim.

Devenin bu isteğini duyan sahibi şaşırmış
“Devenin benim üzerimde ne hakkı olabilir ki?” diye düşünmüş
Yine de merakına yenik düşüp yanına gitmiş

Deveye bakmış; gözleri yaşlı, beli bükülmüş, nefesi kesik kesik… ama içinde bir sükûnet.
“Deve kardeş,” demiş sahibi, “senin bende ne hakkın olur ki?

Deve ağır ağır başını kaldırmış ve titrek bir sesle konuşmaya başlamı
“Ağam, ben yıllarca sana hizmet ettim. Gücüm bilindiği hâlde bana hep iki katı yük yükledin. Sana bu hakkımı helal ediyorum
Her gün 12 kilo arpa yemem gerekirken, sen bana 9 kilo verdin. Bunu da helal ediyorum
Üç günlük yolu iki günde gitmem için beni sopayla dövdün, onu da helal ediyorum
Yeni doğan yavrumu kesip dostlarına ikram ettin, onu da helal ediyorum.

“Lakin bir hakkım var ki,” demiş, “onu asla helal etmeyeceğim.
Sahibi şaşkınlıkla sormu
“Ey deve, nedir o helal edemediğin hak?
Deve :
“Her seferinde en çok yükü ben taşıdım, yolu en iyi ben bildim. Ama sen yularımı hep bir eşeğe verdin. Hep önüme bir eşek koydun
İşte ben bu hakkımı helal etmeyeceğim.

Devenin bu sözleri, sadece sahibine değil, asırlardır insanoğluna söylenmiş bir öğüttür. Çünkü toplumların çöküşü, ehil olmayanların iş başına geldiği an başlar
Bir işi en iyi bilenin değil, işin ehli olmayanların makama getirildiği yerlerde adalet gölgelenir; liyakat yerine torpil hüküm sürer

Bugün bir öğretmen, bir doktor, bir mühendis ya da bir işçi “Ben hakkımı helal etmiyorum” diyorsa, orada sadece bir kişinin kırgınlığı değil; toplumu sarsan bir adaletsizlik vardır.
Bir yanda bilgiyle, alın teriyle, sabırla yoğrulmuş insanlar
Diğer yanda, emeksizce makam sahibi olanlar
Bir toplumun huzuru, adalet terazisinin dengesine bağlıdır. Yükü çekenlerin değil, eşeğin peşinden yürüyenlerin öncülük ettiği bir düzende hiçbir kervan menzile varamaz.
Vesselam.