Yıllar geçtikçe çok şey değişti. Geleneklerimiz, göreneklerimiz, hatta sevinçlerimizi paylaşma biçimimiz bile.
Elbette bu değişimler kendi kendine olmadı. Zamanın gerektirdikleri, yaşam koşullarının dönüşümü, şehirleşmenin getirdiği zorunluluklar. Ama bazı şeylerin yitip gitmesini hala kabullenemiyoruz.
Bir zamanlar Bitlis’te düğün denince akla bağ bahçelerdeki neşe dolu günler gelirdi. Düğünler iki gün sürerdi. komşular el birliğiyle hazırlanır, mahalli yemekler dolmalar, etli pilavlar, evin bahçesinde kaynayan kazanlarda pişirilir, misafirlere özenle ikram edilirdi.
Davulun ve Zurnanın gür sesiyle çocuklar sevinçten havalara sıçrar, damadın traşı ayrı bir havaydı düğünde berberin kurduğu masa ise adeta düğünün ilk perdesi olurdu.
Bugünse manzara bambaşka. Düğünler artık kapalı salonlara taşındı. Bu kaçınılmazdı, belki de gerekliydi. Ancak bu taşınma sadece mekanla sınırlı kalmadı; ruhumuz da, geleneğimiz de, dayanışma duygumuz da o bahçelerde kaldı.
En üzücüsü ise, yeni bir adet sanki oluştu insanlarımız da “yemeği yiyip kalkma” alışkanlığı. Düğün davetlerine icabet eden birçok kişi, yemek servisi biter bitmez sigara molasına çıkıyor; ardından da düğün salonunu sessizce terk ediyor. Ortada ne halay kalıyor, ne oyun, ne de o eski neşeli gürültü. Gecenin ilerleyen saatlerinde düğün salonunda sadece gelin, damat ve aile ferdi kalıyor.
Bu durum hem düğün sahiplerini hem de kültürümüzü yalnız bırakıyor. Oysa düğünler, sadece iki insanın evlenmesi değil; aynı zamanda bir mahallenin, bir köyün, bir şehrin birlikte sevindiği, birlikte eğlendiği önemli bir sosyal bağdır.
Bitlis’te yaşanan bu değişim, belki de hepimize bir şeyleri yeniden düşünme çağrısıdır. Gelin, yemek bitince gitmeyelim. Halayda el ele tutuşalım. O eski günlerin ruhunu, modern zamanlara inat, tekrar canlandıralım.
Çünkü bazı gelenekler, sadece yaşatıldıkça anlam kazanır.
Düğünlerimizin Ruhu Nereye Kayboldu?
Serkan Olcay
Yorumlar