Bayram sabahı.
Güneş daha tam doğmamış, sokaklar sessiz, ama kalbimiz çarpıyor. Yeni alınmış, belki haftalarca vitrinde beklenmiş bayramlık kıyafetlerimizi üstümüze geçirmişiz. Elimizde poşetler, neşe içinde mahalle mahalle dolaşmaya hazırız. Her kapısını çaldığımız evin ardından birer şeker, birer tebessüm.
Hele bir de “erkek şekeri” denk geldiyse, o günün neşesi doyumsuz olurdu.
Bayramdan bir gün önce evin içi tatlı bir telaşla dolardı. Anneler, teyzeler dev tepsilerle tatlılar ve börekler hazırlardı. O tepsiler ellerimize
tutuşturulur, mahallenin fırınına gönderilirdi. Fırınların önü adeta bir bayram fuarına dönüşürdü. Tatlılar kadar, onların etrafında dönen muhabbetler de kıymetliydi.
Bayram namazı dönüşünde her evin önü özenle süpürülürdü. Sofralar kurulurdu; el emeği, göz nuru börekler, çörekler, reçeller O kahvaltılar sadece bir öğün değil, bayramın ruhuna açılan ilk kapıydı.
Ve sonra.
Çocukların en sevdiği kısım Harçlık faslı. Büyüklerin ellerine saygıyla dokunur, Bayramınız mübarek olsun derdik. Kimisi bozuk para, kimisi kağıt para uzatırdı. Miktar önemli değildi; o anın sıcaklığı, kabul edilmiş olmanın sevinci yeterdi.
Ama zaman.
Akıp giden zaman, bayramların ruhuna da dokundu. Herkesin elinde telefon, gözler ekranda; ne kapılar çalınıyor eskisi gibi, ne de çocuk sesleri yankılanıyor sokaklarda.
Hazır tatlılar, hazır sofralar, hazır mutluluklar.
Lakin içindeki o eski sıcaklık, samimiyet eksik sanki.
Bayramlara evlere gitmek yerine mesajlarla geçiştiriyoruz bayramları. Harçlıklar banka hesaplarına yatıyor, bayram kahkahaları yerini sessizliğe bırakıyor.
Elbette her neslin bayramı kendine özeldir. Ancak o eski bayramlardaki birlik, o sade mutluluk, o saf heyecan. İşte onlar bir başka güzeldi. O yüzden her bayram geldiğinde içimden aynı cümle geçer:
Netde o eski bayramlar?
Belki de biz yaşatmadıkça, eski bayramlar hep geçmişte kalacak.
O Eski Bayramlar Nerede Kaldı?
Serkan Olcay
Yorumlar (1)