Filistin’de değişen sadece zaman; acı, sessizlik ve çifte standart aynı kalıyor.

“Zulüm bizdense ben bizden değilim.”

Bu söz, Rachel Corrie’ye ait. Ama aslında bugün hâlâ insanlığın vicdanına sorulmuş bir sorudur bu. Kimden yanasın? Güçlüden mi, haklıdan mı?

İkinci İntifada, diğer adıyla El Aksa İntifadası… 2000 yılında başlayan bu süreç, sadece bir ayaklanma değil; bastırılmaya çalışılan bir halkın haykırışıydı.

Rachel Corrie, 16 Mart 2003’te İsrail’in işgali altındaki Gazze Şeridinde, evinden kilometrelerce uzakta Refah’ta bir evin önünde durdu. Elinde silah yoktu. Sadece vicdanı vardı. İsrail’e ait bir buldozerin önüne geçti. Filistinlilerin evlerinin yıkılmasını engellemek istiyordu ve o buldozer, dünyanın gözleri önünde bir insanı ezip geçti. Herkes televizyondan izledi. Dünya sustu.

İntifadanın başlarında 2000 yılının Eylül ayında 11 yaşındaki Muhammed Durra, babasının kollarında can verdi.. Öldürülme anı kameralara yansıdı. Bölgede günlerce bu olay konuşuldu. Haber kanalları bu görüntüleri günlerce ekrana taşıdı. Duvarın arkasında oğlunu korumaya çalışan baba Cemal Durra mermilere siper olmaya çalıştı. Kendisi de hem elinden hem de ayağından vuruldu. Bir babanın çaresizliğine bir çocuğun haykırışlarına tüm dünya şahitlik yaptı. 11 yaşında bir çocuk tüm dünyanın gözlerinin önünde öldü. Kameralar kayıttaydı. Kaçacak yeri yoktu. Bir çocuğun ölümü, bir babanın çaresizliği günlerce ekranlarda yer aldı. Sonra dünya başka gündemlere geçti. Unutuldu.

Unutmak, bu çağın en büyük hastalığıydı.

Muhammed Durra, Filistinli karikatürist Naci el-Ali’nin 1969 çizdiği Hanzala’yı hatırlatıyordu. Peki kimdir Hanzala? Hanzala 10 yaşında çıplak ayaklı yamalı elbiseli ve sırtı dönük bir çocuktutur. Filistin özgür olana kadar yüzünü dönmeyecek ve büyümeyecektir. Hanzala’nın 10 yaşında olmasının nedeni karikatürist Naci el-Ali’nin Filistin’den sürgün edildiği yaşıdır. Sırtının dönük olması Dünyanın Filistin’deki zulme sessiz kalmasına tepkidir. Yamalı elbisesi ise mülteci kampındaki yoksulluğu ve direnişi temsil etmektedir. Naci el-Ali’nin ömrü vefe etmedi Hanzala’nın yüzünü dünyaya dönmesine. Londra’da 1987 yılında bir suikastla öldürüldü. Hâlâ Hanzala yüzünü dönmüş değil. 10 yaşında kaldı Hanzala. Çünkü adalet de o yaşta kaldı. Ne büyüdü, ne ilerledi. Hanzala ise 1987’de başlayan Birinci İntifada tüm dünya tarafından tanındı. Cibaliye Mülteci Kampı’nda başlayan eylemler İsrail’e ait bir aracın 4 Filistinliye çarparak öldürmesi ile ateşlendi.

Birinci İntifada, diğer adıyla Taş İntifadası… Taş atan çocuklar vardı. Tanklara karşı taş… Kurşunlara karşı beden… Adaletsizliğe karşı onur… Cibaliye Mülteci Kampı’nda başlayan o direniş, aslında insanlığın son sınavlarından biriydi. Dünya o sınavdan kaldı.

1993’te Oslo Anlaşmaları imzalandı. Masalar kuruldu, kalemler oynadı. Ama sahada değişen ne oldu? Acı bitmedi. Gözyaşı dinmedi. Sadece zulmün şekli değişti.

Ve bugün…

İsrail, Filistinli tutsaklar için idam cezasını onaylıyor. Zaten yıllardır bombalarla, kurşunlarla, yıkımlarla süren bir düzen, Şimdi başka bir boyuta geçiyor. 12 bin kişinin idam edileceği söyleniyor. Bunların arasında çocuklarda var.

Dün çocuklar kameralar önünde öldürülürken susan dünya, bugün bu kararı da sadece izlemekle yetiniyor.

Yine izliyor.

Yine susuyor.

Yine bekliyor.

Oysa mesele artık tarafsız kalma meselesi değil. Tarafsızlık, zalimin yanında durmanın başka bir adıdır. Dün Rachel Corrie bunu haykırdı, bugün ise aynı soru hepimizin önünde:

Zulüm bizdense…

Biz hâlâ bizden miyiz?

Yoksa gözlerimizi kapatırsak hiçbir şeyi görmez miyiz?