Güllü’nün ölümü neden bu kadar yankı uyandırdı?
Bu soru günlerdir zihnimi meşgul ediyor.
Belki de bu olay, bir kadının öldürülmesi olarak değil; “annesini öldüren kızın hikâyesi” olarak anlatıldığı için bu kadar sarsıcı bulundu. Çünkü toplum, kendi yarattığı Anne Mitini yıkmak istemedi. Bunun yerine, suçu tek bir yere sabitleyerek bu miti korumayı seçti.
Toplum için kadınların bir arada olduğu ilişkilerde çatışma aramak tanıdıktır. Erkek şiddeti “olağan” kabul edilirken, kadın öfkesi hâlâ “anlaşılmaz” ve “tehlikeli” bulunur. Dün akşam ekrana gelen Bergen filmini izlerken bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı hissetmem de bu yüzden.
Bergen’in katili, kameralar karşısında “namusum için öldürdüm” diyebiliyor. Erkek öfkesi, toplumsal kodlar içinde kendine gerekçe bulabiliyor. Oysa Güllü’nün ölümü, günlerce magazinsel dedikodularla, ima ve suçlamalarla konuşuldu. Bir olay adli bir vaka olarak değil, bir hikâye olarak tüketildi.
Bunun nedenlerinden birini, bir psikolog olarak sizinle paylaşmak istiyorum.
Danışanlarımın da yakından bildiği bir kavram var: Anne Miti.
Bu mite göre anne;
• kızmaz,
• kırılmaz,
• bıkmaz,
• sınır koyarken bile incitmez,
• hayalleri, karanlık duyguları, yorgunluğu yoktur.
Bu beklenti, anneliği yüceltirken kadını görünmez kılar. Çünkü kutsal olanın yardıma ihtiyacı olmaz. Kutsal olan yorulmaz. Kutsal olanın insanî çatlakları olamaz.
Anne–kız ilişkisi ise kadınlara yüklenen en ağır duygusal rollerden biridir. Kız, hem annesinin devamı olmak zorundadır hem de ondan ayrışmak. Anne ise hem koşulsuz sevmeli hem de hiç tükenmemelidir. Bu denge zaten imkânsızdır. Ama bozulduğunda toplum durup anlamaya çalışmaz; kişiselleştirir ve suçlu yaratır. Kızın suçlanması, yalnızca bir bireye yönelmiş öfke değildir. Bu, anne mitini kurtarma çabasıdır. Çünkü eğer anne kusursuzsa, çatışmanın sorumluluğu kızda olmalıdır. Böylece karmaşık bir insanî ilişki basitleşir, belirsizlik azalır, kaygı yatışır.
Freud’un “yansıtma” dediği mekanizma tam olarak burada devreye girer. Toplum, kendi bastırdığı anne öfkesini, ayrışma korkusunu ve bağımlılık sancısını kız figürüne yansıtır. Kız artık bir birey olmaktan çıkar; toplumsal bilinçdışının taşıyıcısı haline gelir.
Oysa bu hikâye, bir magazin anlatısı değil;bir insanın ölümü ve bir insanın cezaevinde olması gerçeğiyle okunmalıdır. Klinik Psikolog Nazlı Burcu Tüccaroğlu
Anne Miti, Suçlama ve Toplumsal Körlük
Klinik Psikolog Nazlı Burcu Tüccaroğlu
Yorumlar