Son yıllarda neredeyse bir moda hâline geldi: Tanıtım Günleri.
Özellikle büyük şehirlerde, adı “tanıtım” olan ama içeriği tamamen ticarete dayalı bu etkinlikler ardı ardına düzenleniyor. Elinde biraz balı, biraz cevizi olan esnaf toparlanıyor; bir sivil toplum kuruluşu ya da bir siyasetçi öncülüğünde şehre gidiliyor. Sonra, adına da “Bitlis Tanıtım Günleri” deniliyor.
İşin garip tarafı, ortada gerçek anlamda bir tanıtım yok. Fotoğraflara bakıyorsunuz, aynı yüzler farklı stantlarda, aynı insanlar bir orada bir burada. Bitlislilerin güzel tabiriyle, “Gel bize, gelem size” oynanıyor adeta. Bir ilçenin standındaki görevli, diğer ilçenin standında ziyaretçi oluyor. Kimi, “Balınız çok güzelmiş” diyor, kimi de “Ceviziniz nereden?” diye soruyor ama ortada gerçek bir alıcı yok.
Tanıtım denen şey, kentin değerlerini, kültürünü, tarihini, potansiyelini daha geniş kitlelere anlatmaktır. Ancak bu etkinliklerde yapılan şey, sadece birbirine bal ve ceviz satmak. Tanıtımın neresi, ticaretin neresi belli değil. O kadar masraf, o kadar emek, o kadar zaman… Sonra birkaç fotoğraf, birkaç sosyal medya paylaşımı… Ve bir avuç insanın kendi kendini alkışlaması.
Gerçek şu ki, Bitlis’in ya da herhangi bir ilin tanıtımı böyle olmaz. Eğer amacınız satış yapmaksa, adını “Bitlis Ticaret Günleri” koyun, kimse de bir şey demez. Ama “tanıtım” diyorsanız, o zaman bu kelimenin hakkını verin. Gerçek tanıtım, birkaç stantla değil; vizyonla, projeyle, kültürel etkinliklerle olur.
Kısacası, aynı yüzlerle, aynı ürünlerle, aynı alanda birbirinizi ağırlamaya devam ederseniz, bu işin adı tanıtım değil, tam anlamıyla “Körler sağırlar birbirini ağırlar” olur.
Saygılarımla…