BAHSETMEM LAZIM
Yaşamın her alanından reklama ve işbirliğine malzeme bulmayı bir meziyet sayan fenomenler bahsimizden hariçtir
FoMO… Yani Fear Of Missing Out, sosyal ortamlarda fırsatları kaçırma korkusu. Çoğumuz kripto para piyasasından oldukça hakimiz bu kavrama. Bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişmesi ile hayatımıza girmiş bir kaygı çeşidi ve sosyal ortamlardaki olanakları, trendleri ve kazançları ıskalama korkusunu ifade ediyor. Kavramda adı geçen sosyal ortamlar Instagram, Twitter, SnapChat, Linkedin, TikTok, Whatsaap gibi fırsatlar ve keşifler barındırdığı var sayılan sosyal medya platformlarını kapsıyor. Yani yüzünü mesele etmekle başlayıp; yediğini, içtiğini, gezdiğini, tozduğunu, işini, gücünü şarjının son yüzdesine kadar teşhir etme üzerine kurulu bu ortamlar, erişilmediği taktirde kaygı düzeyini artırıyor.
Hepimizin malumu Türkiye'de yaklaşık 58,5 milyon kullanıcısı bulunan Instagram uygulamasına, BTK kararı ile bir zamanlar kısa süreli bir erişim yasağı getirildi. Bu yasak kullanım süresi günlük ortalama bir buçuk saati bulan Instagram uygulaması kullanıcılarında, sosyal ortamlarda fırsatları kaçırma korkusunu yani FoMO’yu tetikledi. Haliyle kahveler içilmez, dondurmalar yenilmez oldu. Hatta durum öyle bir noktaya vardı ki seyahatler ertelendi, düğünler yapılmadı. Bir anda ‘Sosyal medyasız yeni bir dünya düzeni’ üzerine konuşmaya başladık.
Peki neler vardı bu yeni dünyada?
Estetik kaygılar mı? Hayır. Tarihin tozlu sayfalarında yerini ilk alacak şey bu olurdu kanımca. Sadeleşir doğallığı savunur olurduk en azından bir süre. Estetik ve kozmetik piyasası ciddi bir kriz yaşar, popüler kültür baronları talepsizlikten baygınlık geçirirdi herhalde. Hala mümkünse birbirimizle daha fazla yüz yüze gelirdik yüz göz olmadan. Kadraja girmeyen markalar, amblemler, logolar küçülür; kıyafetler daha işlevsel bir hal alırdı. Yalnızca giyinik olmak için giyinilir, yüz yüze erişim olanağı bulunanlara göre revize edilirdi dolaplar. Trend kelimesini lügattan çıkarır an'da güzelleşirdik eminim.
Yeni dünyada başka neler mümkündü?
Daha fazla kitap, dergi, gazete ve makale belki de. Yalnızca görsel içeriklerden ibaret eski sefil dünyamızda, kelimelerle işi yoktu bir çoğumuzun. Sosyal beceri anlayışımız farklıydı elbette. Ama bu yeni dünyada sanaldan gerçeğe dönüşen iletişim araçları olabilirdi pek tabi. Kendimizi sözlü ve yazılı olarak ifade etmek için ihtiyaç duyardık kelimelere. Çıkartmalara,
emojilere, alevlere, ateşlere, itemlara yer verilmezdi. Anlatmak, anlaşılmak ve gerçek ilişkiler kurmak için yazılı kaynaklara bolca ihtiyaç duyardık.
Toplu kullanılan alanlarda değişirdi tabi ki.
Örneğin mekanlar bu gerçek iletişimlere ev sahipliği yapmak için masada et pişirmeye kalkışmazdı. Alevli meyve tabakları tarih olur, göbeğini sallayandan milyarder olmazdı. Bir saatte kaç dilim pizza yenilirdi bilmem ama gurmelerin not defterleri, yemek kitapları, seyahat notları raflardaki yerini yeniden alırdı.
Kahve içilir miydi mesela bu yeni dünyada?
Hiç sanmam dostlar. İçilse bile sunum sepet işlerinden eser kalmazdı. Popüler kültür tarafından dayatılan beslenme alışkanlıkları da değişirdi mutlaka. Badem sütü içilir miydi? Şekersiz hayat zımbırtıları ne alemde olurdu? Kimse yumurtadan puding yapmaz; bamyayı dondurup yemeye kalkışmazdı tabi. Gördüğü her şeyi mutfağında denemeye çalışan, üstelik bununla yetinmeyerek bu anı kayda alan, bir başkasının iştahını açan ve sonsuz bir yemek akımı zincirine katkı sunan sosyal medya pıtırcıklarına yazık olurdu.
Sosyal medyasız yeni dünyada telefonlarda işlevini yeniden kazanırdı.
Aramak ve aranmak kelimelerini gerçek anlamda kullanmaya başlardık (!) İnternet kullanımları düşeceğinden kişisel verilerimizi korumak zorunda hissetmezdik -ki birçoğumuzun konuya sonsuza kadar uyanmaması da bir gerçek-. Sahi kim ne yapsındı verilerimizi? Algoritmalarıyla ihtiyaçlarımızı şekillendirecek bir ortam kalmazdı bu yeni dünyada. Ya da görevi kapitalin pazarına adam getirmek olan (bahsimizden hariç tuttuğum) fenomenler de yoktu ne de olsa.
Bu dünyada kişisel gelişim pıtırcıkları da ekmek bulamazdı.
Şişirip özünden uzaklaştırdıkları danışan yetersizliğinden yok olup giderlerdi onlarda. Kime nasıl ulaşacaklardı yeni dünyada? Ya da kaçına? Statüler de önemini yitirebilirdi. Komşu teyzenin, uzaktaki amcanın duyacağı kadar para kazansak yeterdi herhalde. Meslekler, ünvanlar eskisi kadar rağbet görmezdi. Kimse bir ayda üç defa nişan yapan bir müptezeli soluksuz takip etmezdi. Saçma bile gelebilirdi bir çoğumuza. Çeyizler, bohçalar, salonlar, halılar, ikramlar mutlu bir yuvaya götürmez düğün üstü finansal kriz temelli öfke nöbetleri yaşanmazdı. Yani bu yeni dünya yaşanası olurdu. Daha onurlu, daha gerçek, daha sosyal ve daha ideal bir düzen bizi beklerdi. Akidemizi yeniden bulur, özümüze dönerdik.
Ez cümle, çeksin birileri dünyanın internet fişini:)
BAHSETMEM LAZIM
Kübra Nur BİLEN
Yorumlar (7)