Türkiye'nin değerleri NATO zirvesinde tanıtılıyor
Türkiye'nin değerleri NATO zirvesinde tanıtılıyor
İçeriği Görüntüle

Geçmişi hatırlıyorum…
Çocukluğumuzun geçtiği mahallenin tozu, toprağı, çeşmesi, suyu, havası… Tek katlı, toprak damlı evlerin bacalarından yükselen duman… Sayfalara sığmayacak kadar çok anı, yıllar geçmesine rağmen hâlâ zihnimde capcanlı duruyor. Sanırım hayatım boyunca da çıkmayacak.
Ortaokul yıllarında "Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi" dersini işlerdik. Benim için en keyifli derslerden biriydi. O yıllar, yani 1970'li ve 1980'li yıllar; kuralların, saygının ve disiplinin hâkim olduğu dönemlerdi. Sınıfa geç kaldığımızda kapıyı çalmadan içeri giremez, öğretmenimizden izin ister, özür dilerdik. Kurallara uymak bir tercih değil, bir sorumluluktu.
Aradan yıllar geçti. Takvimler 2026'yı gösteriyor. Peki bugün neredeyiz?
Birlikte yaşamanın temel kurallarını adeta birer birer unutmuş gibiyiz. İnsanlar artık eskisi kadar sakin, sabırlı ve hoşgörülü değil. En küçük bir söz bile büyük tartışmalara dönüşebiliyor. Kimse alttan almak istemiyor. Kardeş kardeşe, evlat babaya, baba evlada küser hâle geldi. Sokakta karşılaştığımız tanıdıklarımızla selamlaşmak yerine yolumuzu değiştiriyoruz.
Kendi kendime sormadan edemiyorum: Biz ne ara bu hâle geldik?
Sonra yine aklıma o eski "Ahlak Bilgisi" dersleri geliyor. Keşke bu ders sadece okul sıralarında değil, hayatın her alanında zorunlu olsaydı.
Bugün şehir içi otobüslerine biniyoruz. Gençlerin çoğu kulaklıklarını takmış, telefonlarına dalmış durumda. Yaşlı bir vatandaş biniyor, hamile bir kadın ayakta kalıyor, engelli bir birey destek bekliyor ama çoğu zaman yer veren çıkmıyor. O an yine aynı soruyu soruyorum:
Nerede kaldı saygı?
Sadece insanlar arasındaki ilişkilerde değil, çevreye karşı sorumluluklarımızda da ciddi eksiklerimiz var. Çöp kutuları ve konteynerler olmasına rağmen yere çöp atan, sigara izmaritini sokağa bırakan insanlar görüyoruz. Üstelik bunu temizlik görevlilerinin gözlerinin içine baka baka yapanlar var.
Oysa Bitlis Belediyesi'nin temizlik ekipleri çarşı merkezinden Hüsrevpaşa Mahallesi'ne, Ahmet Eren Bulvarı'ndan şehrin dört bir yanına kadar gece gündüz bu çöpleri topluyor. Peki neden? Çünkü bazı insanlar birkaç adım yürüyerek çöp kutusuna ulaşmayı bile kendilerine yük görüyor.
Trafikte de durum farklı değil. Yol sıkışır sıkışmaz korna sesleri yükseliyor. Kim yolun ortasında keyfinden beklemek ister? Herkesin acelesi var ama nereye yetişiyoruz? Birkaç saniye kazanmak için birbirimize gösterdiğimiz tahammülsüzlük gerçekten buna değer mi?
Bitlis'in en güzel özelliklerinden biri güçlü aile bağlarıydı. Herkes birbirini tanır, akrabalık ilişkileri toplumu ayakta tutardı. Düğünlerde, cenazelerde, sevinçte ve hüzünde birlikte olurduk.
Bugün ise düğün konvoylarıyla saatlerce korna çalmanın mutluluk göstergesi olduğuna inanıyoruz. Oysa o anda bir evde cenaze olabilir, bir hasta dinlenmeye çalışıyor olabilir, bir bebek uyuyor olabilir. Kendi sevincimizi yaşarken başkalarının huzurunu kaçırmaya hakkımız var mı?
Ne yazık ki geleneklerimizin bazıları da zamanla gösteriş yarışına dönüştü. Düğünler, insanların mutluluğunu paylaşmaktan çok maddi yüklerin konuşulduğu organizasyonlar hâline geldi. Dünya malına olan tutkumuz, çoğu zaman ahlaki değerlerin önüne geçti.
En küçük tartışmalarda öfke kontrolünü kaybediyor, küfür ve şiddeti çözüm sanıyoruz. Argo konuşma yaşı çocukluk dönemine kadar indi. Sigara ve diğer zararlı alışkanlıklar gençler arasında hızla yayılıyor.
Oysa Bitlis, yıllarca huzuruyla övündüğümüz şehirlerden biriydi. "Allah'a şükür, burada böyle olaylar yaşanmıyor." dediğimiz pek çok olaya bugün üzülerek şahit oluyoruz.
Elbette genelleme yapmak doğru değildir. Hâlâ saygısını, sevgisini ve vicdanını koruyan çok değerli insanlarımız var. Bu satırları okurken "Biz böyle değiliz." diyen herkese gönülden selam olsun.
Ancak toplum olarak kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Çocuklarımıza sadece akademik başarıyı mı öğretiyoruz, yoksa iyi insan olmayı da anlatabiliyor muyuz?
Ahlak sadece okul kitaplarında kalan bir ders olmamalı. Evde, sokakta, trafikte, iş yerinde, sosyal medyada ve hayatın her alanında yaşanmalıdır.
Büyüklerimizin güzel bir sözü vardır: "Beşer şaşar." İnsan hata yapabilir. Önemli olan hatayı fark edip doğruya yönelmektir.
Gelin; birbirimize biraz daha fazla sevgi gösterelim, biraz daha fazla saygı duyalım, biraz daha fazla hoşgörülü olalım. Çünkü huzurlu şehirler, güçlü binalarla değil; güçlü vicdanlarla kurulur.
İnsanın insana saygı duyduğu, sevginin öfkeye galip geldiği, savaşsız ve huzur dolu bir dünya dileğiyle…

Kaynak: Haber Merkezi