Süphan Dağı’nın heybetli etekleri, Nemrut’un serin yaylaları ve doğanın cömertçe sunduğu yüzlerce endemik çiçek... Bitlis coğrafyası, sadece haritada kaplanan bir alan değil; bizim aşımız, işimiz, geçmişimiz ve geleceğimizdir. Yüzyıllardır bu kadim coğrafyanın kalbi, yaylalarda otlayan sürülerle, ahırlarda biriken emekle ve kovanlardan süzülen balla attı. Ancak, son 5 yılın verilerine baktığımızda, karşımıza hem umut veren hem de derin derin düşündüren tezat bir tablo çıkmaktadır. Bitlis’te küçükbaş hayvancılık ve arıcılık kabuğunu kırıp büyürken, büyükbaş hayvancılıkta adeta sessiz bir kan kaybı yaşanmaktadır. Huzura kavuşan yaylalarımız sayesinde küçükbaş hayvan varlığımız %8’lik artışla 867 bin başa ulaşmıştır(TÜİK).
Arıcılıkta, Karakovan sayısında Türkiye birinciliğine oturan şehrimiz, Bitlis Eren Üniversitesi’nin bilimsel katkılarıyla yılda 2.200 tonun üzerinde tescilli bal üretmektedir (BEÜ). Dünyanın en kaliteli balını üretmek bu şehrin alnının akıdır.
Madalyonun diğer yüzü ise can yakıyor; beş yıl önce 100 binin üzerinde olan büyükbaş hayvan varlığımız, bugün %32 gibi dramatik bir düşüşle 71 bin seviyelerine kadar gerilemiştir(TÜİK). Ahırlarımız teker teker boşalıyor, süt tencerelerimiz eksiliyor. Peki, bu kadar zengin topraklarda büyükbaş neden kan kaybediyor?
Cevap, ağır ekonomik şartlar. Adilcevaz ve Tatvan’da Süphan ile Nemrut’un sert kışıyla ve yem maliyetleriyle boğuşan besicinin dertli olması. Sazlıklarında mandacılığın kalbi atan Güroymak’ta, sütü altına çevirecek entegre tesislerin eksikliği. Hizan’ın ormanlık ve sarp dağlarında kilometrelerce yürüyen fedakâr Berivanlarımızın emeğinin lojistik zorluklara takılması. Orman köyleriyle direnen Mutki’de, engebeli arazi modern hayvancılıkla buluşamadığı için göçün hızlanıyor olması. Bitlis merkez ve bağlı köylerde ise artan yem, ilaç, elektrik faturaları ve kırsal nüfusun yaşlanıyor olması. Gençlerin köylerde tutulamaması ve koca bir potansiyelin heba olmasıdır.
Bitlis’te, Büyükbaştaki %32’lik kayıp, sadece bir istatistik değildir; bu, köylünün üretimden vazgeçmesidir. Çözüm reçetesi aslında bellidir. Devletimizin sunduğu %80’e varan damızlık hibeleri ve IPARD III destekleri üreticiye bürokrasiye boğulmadan ulaştırılmalıdır(TKDK, Bitlis]. Bitlis, acil olarak kendi tulum peynirini ve etini dev tesislerde işleyip markalaştıran bir vizyona geçmelidir.
Bunun için, ayakları yere basan ve gerçekçi projelere ihtiyacımız vardır. Örneğin; Bitlis’te belirlenecek bazı pilot köylerde, elinde 20 ve üzeri büyükbaş hayvanı olan üreticilerden her bir hane için bir kişiye devlet tarafından hem asgari ücret maaş bağlanmalı hem de sigorta desteği sağlanmalıdır. Ancak bu destek karşılıksız kalmamalı; üreticiye, her yıl sürüdeki hayvan sayısını belirli bir oranda artırma zorunluluğu getirilmelidir. Böylece devlet hem kırsalda adil bir istihdam yaratacak hem de ticari ölçekteki büyükbaş varlığımızın geometrik olarak büyümesini sağlayacaktır. Bu model, gençlerin köye dönüş bileti olabilir.
Gençlerimizi köylerde tutacak ekonomik refahı ve sosyal güvenceyi sağlamadığımız sürece, en zengin meralarımız bile sessizliğe gömülmeye mahkum olacaktır. Bitlis hayvancılığının bir yol ayrımında olduğu açıkça görülmektedir. Ya bu sessiz kan kaybını seyredeceğiz ya da yaylalarımızın bereketini topyekûn bir kalkınma hamlesine dönüştüreceğiz. Elbette temennimiz bereketli yaylalarımızın topyekun kalkınmasıdır.
Remzi OTO-Eski Başbakanlık Başmüfettişi
Bitlis
Çevre
Adilcevaz
Güroymak
Kültür
Ahlat
Tatvan
Sağlık
Mutki
Asayiş
Gündem
Güncel
Politika
KARAKOVANIN BAŞARISI, AHIRLARIN SESSİZLİĞİ: BİTLİS HAYVANCILIĞI İÇİN GERÇEKÇİ BİR ÇÖZÜM ÖNERİSİ
Süphan Dağı’nın heybetli etekleri, Nemrut’un serin yaylaları ve doğanın cömertçe sunduğu yüzlerce endemik çiçek... Bitlis coğrafyası, sadece haritada kaplanan bir alan değil; bizim aşımız, işimiz, geçmişimiz ve geleceğimizdir.
Kaynak: Haber Merkezi
Yorumlar





