2026 Yükseköğretim Kurumları Sınavı sonuçları açıklandı. Bugün kimi evlerde sevinç, kimi evlerde sessizlik, kimi evlerde ise “Şimdi ne yapacağız?” sorusu var. Öncelikle açıkça ifade etmek gerekir: Bir sınav sonucu, hiçbir gencimizin zekâsının, kişiliğinin, emeğinin ya da gelecekte başarabileceklerinin kesin ölçüsü değildir. Ancak bundan sonra yapılacak tercihlerin, gençlerimizin yıllarını ve mesleki hayatlarını doğrudan etkileyeceği de unutulmamalıdır.
ÖSYM verilerine göre 2026-YKS’nin TYT oturumuna 2 milyon 425 bin 627 aday başvurmuş, 2 milyon 255 bin 76 aday sınava katılmıştır. AYT’ye 1 milyon 473 bin 113, YDT’ye ise 143 bin 270 aday girmiştir. Yalnızca TYT’ye başvurduğu hâlde sınava katılmayan aday sayısının 170 bin 551 olması da üzerinde ayrıca düşünülmesi gereken bir durumdur.

ÖSYM +1
Açıklanan test ortalamaları eğitim sistemimiz açısından önemli mesajlar içermektedir. TYT’de tüm adayların Türkçe ortalaması 40 soruda 20,1; sosyal bilimler ortalaması 20 soruda 10; temel matematik ortalaması 40 soruda 6,4; fen bilimleri ortalaması ise 20 soruda 3,9 olarak gerçekleşmiştir. AYT matematik ortalamasının 39 soruda 7,1 seviyesinde kalması da özellikle matematik öğretimi, temel beceriler ve öğrenme kayıpları üzerinde daha ciddi biçimde durulması gerektiğini göstermektedir.

Bitlis'te Herkes Aynı Soruyu Soruyor: Bu Durum Neden Düzelmiyor?
Bitlis'te Herkes Aynı Soruyu Soruyor: Bu Durum Neden Düzelmiyor?
İçeriği Görüntüle

ÖSYM
Bu sonuçları yalnızca öğrencilerin çalışıp çalışmaması üzerinden açıklamak kolaycılık olur. Ortaya çıkan tablo; öğrencilerin sosyoekonomik şartlarından okul türleri arasındaki imkân farklılıklarına, nitelikli rehberlik hizmetlerine erişimden temel okuma ve matematik becerilerine kadar pek çok başlığın birlikte değerlendirilmesini gerektirmektedir. Buradan öğretmeni, öğrenciyi ya da veliyi suçlayan bir sonuç çıkarmak yerine eğitim politikalarının bütününü soğukkanlılıkla ele almak gerekir.
Puan Değil, Başarı Sırası Esas Alınmalıdır
Tercih döneminde yapılacak en büyük yanlışlardan biri, yalnızca puanlara bakarak karar vermektir. Adaylarımız öncelikle kendi başarı sıralamalarını esas almalı, geçen yılın taban sıralamalarını ise kesin sonuç olarak değil, yalnızca bir referans olarak görmelidir.
Çünkü kontenjanlar ve adayların tercih eğilimleri her yıl değişmektedir. Yükseköğretim Kurulu, 2023-2025 döneminde toplam kontenjanın 1 milyon 90 bin 14’ten 843 bin 547’ye düşürüldüğünü, yaklaşık yüzde 23 oranında azaltım yapıldığını ve bazı programlarda kontenjan düzenlemelerinin 2026 yılında da devam edeceğini açıklamıştır. Dolayısıyla “Geçen yıl bu sıralamayla öğrenci aldı, bu yıl da mutlaka alır” düşüncesi sağlıklı değildir.
Yükseköğretim Kurulu
Adaylarımız tercih listelerini yalnızca yerleşme ihtimaline göre değil, gerçekten okumak istedikleri programlara göre oluşturmalıdır. Bir bölümü sadece açıkta kalmamak için yazmak, yerleşildikten sonra kayıt yaptırmamak ya da birkaç ay sonra eğitimi bırakmak hem zaman hem emek hem de aile bütçesi açısından ağır sonuçlar doğurabilmektedir.
Tercih listesinde üst sıralara gerçekten en fazla istenen programlar yazılmalıdır. “Bu bölüm gelmez” düşüncesiyle istenen bir programı alt sıralara bırakmak doğru değildir. Aynı şekilde, yalnızca puanı yetiyor diye hiç okunmak istenmeyen bir programın listeye alınması da ciddi bir hatadır.
Üniversitenin Adı Kadar Programın Niteliği de Önemlidir
Bir üniversitenin büyükşehirde bulunması ya da adının sık duyulması, tek başına kaliteli eğitim sunduğu anlamına gelmez. Adaylarımız karar vermeden önce bölümün akademik kadrosunu, eğitim dilini, uygulama ve staj imkânlarını, laboratuvarlarını, akreditasyon durumunu, mezunların çalışma alanlarını ve varsa özel koşullarını incelemelidir.
YÖK Atlas önemli bir karşılaştırma imkânı sunmaktadır. Ancak nihai karar mutlaka ÖSYM tarafından yayımlanacak güncel tercih kılavuzundaki bilgiler dikkate alınarak verilmelidir. Bölümün öğretim dili, hazırlık sınıfı, burs koşulları, ücretleri, özel yetenek ya da sağlık şartları gözden kaçırılmamalıdır.
Yükseköğretim Program Atlası +1
Üniversite tercihi aynı zamanda bir şehir ve hayat tercihi hâline gelmiştir. Barınma imkânı, yurt kapasitesi, kira bedelleri, ulaşım giderleri, beslenme maliyetleri ve öğrencinin ailesinden uzakta yaşayabilme durumu gerçekçi biçimde değerlendirilmelidir. Ailenin karşılayamayacağı bir ekonomik yükün sadece üniversitenin adına bakılarak üstlenilmesi, öğrenciyi eğitim hayatının ortasında zor durumda bırakabilir.
Her Popüler Bölüm, Her Öğrenci İçin Doğru Bölüm Değildir
Son dönemde yapay zekâ, siber güvenlik, büyük veri ve dijital teknolojilerle ilgili programlara ilgi artmaktadır. YÖK de 100’ü aşkın üniversitede bu alanlarla bağlantılı yeni programların açıldığını belirtmektedir. Bu gelişme önemlidir. Ancak bir bölümün geleceğin mesleği olarak gösterilmesi, o bölümün her öğrenci için doğru tercih olduğu anlamına gelmez.
Yükseköğretim Kurulu
Meslek seçimi yalnızca bugünün moda başlıklarına göre yapılamaz. Öğrencinin ilgisi, yeteneği, çalışma disiplini, kişilik özellikleri ve uzun vadeli hedefleri dikkate alınmalıdır. İnsanlarla iletişim kurmaktan hoşlanmayan bir öğrenciyi sağlık alanına, matematiksel düşünmeden uzak bir öğrenciyi yalnızca popüler olduğu için mühendisliğe yönlendirmek doğru değildir.
Ayrıca mesleki ve teknik programlar ikinci sınıf bir seçenek gibi görülmemelidir. Nitelikli, uygulama ağırlıklı ve sektörle güçlü ilişki kuran ön lisans programları bazı öğrencilerimiz için dört yıllık birçok bölümden daha gerçekçi ve verimli bir yol olabilir. Mesele yalnızca dört yıllık bir programa yerleşmek değil, mezuniyet sonrasında bilgi ve beceriyi hayata taşıyabilmektir.
Aileler Çocuklarının Yanında Durmalıdır
Tercih döneminde ailelere de önemli sorumluluk düşmektedir. Çocuklarımız başka öğrencilerle kıyaslanmamalı, “Komşunun çocuğu şu bölümü kazandı” gibi ifadelerle baskı altında bırakılmamalıdır. Bir gencin sınav sıralamasını aile içinde itibar meselesine dönüştürmek, onun omuzlarına taşıyamayacağı bir yük bindirmektir.
Anne ve babalar kendi hayallerini çocuklarının tercih listesine yazdırmamalıdır. Elbette ailelerin tecrübeleri değerlidir. Ancak son karar, bölümü okuyacak ve mesleği yapacak olan gencin ilgi ve kabiliyetleri gözetilerek verilmelidir. Ailenin görevi hüküm vermek değil, sağlıklı karar alınmasına yardımcı olmaktır.
Bitlis’te Rehberlik Her Öğrenciye Ulaşmalıdır
Bitlis merkezdeki öğrencilerimiz kadar Ahlat, Adilcevaz, Güroymak, Hizan, Mutki ve Tatvan’daki gençlerimizin de nitelikli tercih danışmanlığına erişmesi gerekir. Köylerde ve uzak yerleşim birimlerinde yaşayan öğrencilerimizin bilgiye ulaşmakta dezavantaj yaşamaması için okullarımız, rehberlik servislerimiz ve ilgili kamu kurumları koordineli hareket etmelidir.
Tercih danışmanlığı ücretli bir hizmete ya da sosyal medya içerik üreticilerinin tahminlerine bırakılmamalıdır. Gençlerimizin hayatına yön verecek kararlar, kulaktan dolma bilgilerle değil; güncel kılavuz, resmî veriler ve alanında yetkin eğitimcilerin rehberliğiyle alınmalıdır.
Eğitim-Bir-Sen Bitlis Şubesi olarak çağrımız açıktır: Tercih döneminde ilimizin bütün ilçelerinde ücretsiz, erişilebilir ve nitelikli danışmanlık hizmetleri sunulmalı; öğrencilerimiz yalnız bırakılmamalıdır. Üniversiteye yerleşen dar gelirli öğrencilerimiz için burs, yurt ve ulaşım destekleri de zamanında ve şeffaf biçimde duyurulmalıdır.
YKS sonucu bir son hüküm değildir. Yüksek sıralama tek başına mutluluğun, beklenenden düşük bir sıralama ise başarısızlığın göstergesi sayılamaz. Asıl mesele, eldeki sonucu doğru okumak, gerçekçi tercihler yapmak ve gençlerimizin önüne onurlu bir gelecek kurabilecekleri yollar açmaktır.
Bütün adaylarımızı gösterdikleri emek dolayısıyla tebrik ediyor; tercih sürecinin öğrencilerimiz, ailelerimiz ve ülkemiz için hayırlı olmasını diliyorum.
Mehmet Tahir YOLDAŞ
Eğitim-Bir-Sen Bitlis Şube Başkanı

Muhabir: Volkan SUSEM