Tunceli’de 2020 yılından bu yana kayıp olan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku dosyası, aradan geçen yıllara rağmen Türkiye’nin en çok konuşulan ve en çok tartışılan dosyalarından biri olmayı sürdürüyor. Soruşturmanın geldiği son aşamada farklı illerde yapılan operasyonlar, gözaltılar ve tutuklamalar dosyanın derinliğini daha da artırırken, kamuoyundaki merak ve belirsizlik de aynı oranda büyüyor. Dosya kapsamında tutuklanan isimlerden biri olan Mustafa Türkay Sonel’in jandarma ifadesine yansıyan açıklamaları ise soruşturmanın seyrine dair yeni tartışmaları beraberinde getirdi. İfade içeriğinde yer alan açıklamalar, tanışıklıklar, olay örgüsüne dair beyanlar ve iddialara yönelik savunmalar, dosyanın ne kadar karmaşık ve çok yönlü olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Ancak burada en kritik mesele, yalnızca bireysel beyanlar değil, yıllardır cevaplanamayan temel soruların varlığıdır. Gülistan Doku’nun kaybolduğu günden bu yana geçen süreçte, kamuoyu net ve kesin bir sonuca ulaşamamış, her yeni gelişme yeni soru işaretlerini de beraberinde getirmiştir. Bu noktada adalet sürecinin en önemli yükü, yalnızca şüpheli ifadeler değil, somut delillerin ortaya konulması ve kamu vicdanını tatmin edecek bir açıklığın sağlanmasıdır. Çünkü böyle dosyalarda en büyük eksiklik, bilgi kirliliği ile gerçeğin birbirine karışmasıdır. Bir yanda ailelerin yıllardır süren acısı, diğer yanda ise soruşturmanın karmaşık yapısı bulunurken, toplumun beklentisi nettir: Şeffaflık, netlik ve adalet. Bu dosyada artık kişisel beyanlardan çok, somut bulguların ve net sonuçların konuşulması gerekmektedir. Aksi halde her yeni ifade, yeni bir tartışmayı, her yeni gelişme ise yeni bir belirsizliği beraberinde getirmeye devam edecektir. Gülistan Doku dosyası, yalnızca bir kayıp vakası değil, aynı zamanda adalet sisteminin şeffaflık ve güven sınavıdır. Ve bu sınavın sonucu, yalnızca hukuki değil, toplumsal vicdan açısından da büyük önem taşımaktadır.




