Manisa’nın Turgutlu ilçesinde bir lise önünde 11 öğrencinin yaralanmasıyla sonuçlanan silahlı saldırının ardından ergenlik döneminde şiddete yönelimin nedenleri yeniden gündeme geldi. Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı, ergenlerde şiddet davranışının tek bir nedene bağlanamayacağını belirterek aile, okul, akran çevresi ve sosyal koşulların birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Ergenlik döneminde kimlik arayışı, bağımsızlaşma isteği, akranlar tarafından kabul edilme ve sosyal statüye verilen önemin arttığını ifade eden Koçanlı, bu dönemde dürtü kontrolü ve davranışların sonuçlarını değerlendirme gibi bilişsel süreçlerin gelişiminin ise devam ettiğini belirtti. Bu özelliklerin şiddet davranışını kaçınılmaz hale getirmediğini vurgulayan Koçanlı, bireysel, ilişkisel ve toplumsal risklerin bir arada ele alınması gerektiğini kaydetti.
Çatışmaların ağır bir haksızlık, aşağılanma, reddedilme veya statü kaybı şeklinde algılanmasının yoğun öfkeye yol açabileceğini aktaran Koçanlı, olayın zihinde sürekli yeniden değerlendirilmesi ve intikam düşüncelerinin güçlenmesinin bazı durumlarda alternatif çözüm yollarını geri plana itebileceğini söyledi. Silaha kolay erişimin de kriz anlarında sonuçları ağırlaştırabilecek önemli bir risk faktörü olduğunu ifade etti.
Sürekli dışlanma, aşağılanma ve akran zorbalığının bazı gençlerde öfke, değersizlik ve yabancılaşma duygularını artırabileceğini belirten Koçanlı, Türkiye’de yapılan araştırmalarda sürekli öfke, yabancılaşma ve akran zorbalığı ile şiddet eğilimi arasında ilişki bulunduğunu aktardı. Ancak zorbalığa maruz kalan gençlerin büyük bölümünün şiddete başvurmadığını vurgulayan Koçanlı, zorbalığın tek başına doğrudan neden olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.
Aile içindeki çatışmalar, şiddete tanıklık edilmesi, sert veya tutarsız disiplin anlayışı, yetersiz ebeveyn denetimi ve sağlıklı iletişim eksikliğinin risk oluşturabileceğini belirten Koçanlı, travmatik deneyimlerin de bazı çocuk ve ergenlerde güven duygusu ile öfke düzenleme becerilerini etkileyebileceğini ifade etti. Bununla birlikte travmatik bir geçmişin kişinin ileride şiddet davranışı sergileyeceği anlamına gelmediğinin altını çizdi.
Aile ve sosyal çevreden sağlanan desteğin yanı sıra zamanında sunulan psikososyal müdahalelerin önemli bir koruyucu rol üstlendiğini belirten Koçanlı, okul ortamının da çocuk ve gençlerin kendilerini güvende hissetmeleri açısından kritik olduğunu söyledi. Öğrencinin okulda değer gördüğünü hissetmesi, öğretmenleriyle güvene dayalı ilişkiler kurması ve zorbalık karşısında destek alabileceğine inanmasının koruyucu etki oluşturduğunu kaydetti.
Siber zorbalık, çevrim içi aşağılama ve tehditlerin yanı sıra şiddet ve intikam içeriklerinin mevcut psikososyal sorunları ağırlaştırabileceği uyarısında bulunan Koçanlı, şiddet içerikli videolar, dijital oyunlar veya sosyal medya kullanımının tek başına şiddet davranışına neden olduğunu söylemenin doğru olmadığını belirtti.
Bir kişinin gelecekte şiddet eyleminde bulunacağını kesin biçimde gösteren tek bir kişilik özelliği ya da davranış kalıbı bulunmadığını ifade eden Koçanlı, yalnızlık yaşayan, içine kapanık veya öfkeli bir gencin doğrudan “potansiyel saldırgan” olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.
Buna karşılık belirli kişilere yönelik tekrarlayan tehditler, yoğun intikam söylemleri, zarar verme planlarına ilişkin ifadeler, saldırı hazırlığını düşündüren paylaşımlar, silaha erişim konusunda olağandışı girişimler ve ciddi bir çatışmanın ardından ortaya çıkan belirgin davranış değişikliklerinin dikkate alınması gerektiğini vurguladı.
Koçanlı, aileler ve eğitimciler açısından asıl sorunun “Bu birey saldırgan olabilir mi?” şeklinde kurulmasından ziyade, “Bu bireyin davranışındaki değişim hangi nedenlere dayanıyor ve hangi desteğe ihtiyaç duyuyor?” sorusu üzerinden ele alınması gerektiğini belirtti.
Şiddetin önlenmesi için aile, okul, sağlık ve sosyal hizmet birimlerinin koordineli hareket etmesinin önemine dikkat çeken Koçanlı; güvenli bildirim mekanizmalarının oluşturulması, zorbalığın erken fark edilmesi, çocuk ve ergen ruh sağlığı hizmetlerine zamanında erişim sağlanması ve sosyal, sportif ve kültürel faaliyetlerin desteklenmesi gerektiğini ifade etti. Ateşli silah bulunan evlerde ise silahların çocukların ve yetkisiz kişilerin ulaşamayacağı şekilde güvenli biçimde muhafaza edilmesi gerektiğini vurguladı.
Silahlı olaya doğrudan tanıklık eden çocuklarda korku, uyku sorunları, kâbus, öfke, dikkat dağınıklığı ve okula gitmek istememe gibi tepkilerin görülebileceğini belirten Koçanlı, olay görüntülerinin sosyal medyada tekrar tekrar izlenmesinin ve doğrulanmamış bilgilerin takip edilmesinin tehdit algısını artırabileceğini söyledi.
Ebeveynlerin çocuklarıyla olay hakkında konuşmaktan kaçınmaması gerektiğini ifade eden Koçanlı, bilgilerin yaşa uygun ve doğrulanmış şekilde aktarılmasını, görsel maruziyetin sınırlandırılmasını ve günlük rutinin mümkün olduğunca korunmasını önerdi. Belirtilerin devam etmesi ve günlük yaşamı belirgin şekilde etkilemesi halinde ise profesyonel destek alınması gerektiğini kaydetti.
Koçanlı, ergenlerde şiddetin bireysel psikolojik süreçlerin yanı sıra aile, akran grubu, okul, sosyal dışlanma, dijital çevre ve silaha erişim gibi çok sayıda faktörün kesişiminde ortaya çıkabilen çok boyutlu bir olgu olduğunu belirtti. Şiddet ortaya çıktıktan sonra yalnızca faili ve nedeni belirlemeye odaklanmak yerine, öfke, dışlanma, mağduriyet ve çaresizlik duygularının şiddete dönüşmesini önlemek için çocuk ve gençlere zamanında ulaşılması gerektiğini vurguladı.



