Vangölü Mavi Kalsın Ama Nasıl?


Değerli okurlar,
Zaman zaman sosyal medyada veya yerel haberlerde “Vangölü kirlenmesin, mavi kalsın” çağrılarını görüyoruz. Hatta sadece çağrılarla da sınırlı değil, sahada çalışan gönüllü gruplar, çevre temizliği yapan aktivistler ve farkındalık yürüyüşleriyle ses getirmeye çalışan insanlar var. Bu noktada özellikle Vangölü Aktivistleri grubunun emeği yadsınamaz. Her haliyle, her anıyla, her yönüyle Vangölü'yle ilgilenen bu insanlar çevreye olan duyarlılığın canlı örneği.
Ancak bir soru kaçınılmaz hale geliyor:
Biz bu çağrılara gerçekten kulak veriyor muyuz?
Yoksa sadece onları alkışlayıp ardından her zamanki gibi doğaya zarar vermeye devam mı ediyoruz?
Bunun cevabını vermek için akademik verilere gerek yok; sadece kıyıya bir yürüyüş yeterli. Göreceğiniz manzara iç karartıcı. Gölün kıyısına traktörlerle taşınmış onlarca torba dolusu yün… Üstelik bu yünler burada yıkanıyor. Oysa Van Gölü, ne yün temizleme tesisi ne de sanayi atığı arıtma merkezi. Bu doğrudan bir çevre katliamıdır.
Yine göl kıyısında boş içki şişeleri, plastik atıklar ve rastgele atılmış evsel çöpler… Hepsi bir araya gelince doğaya, güzelliğe ve yaşama ihanetten başka bir anlam taşımıyor.
Peki bu manzara nasıl düzelecek?
Sorumluluk sadece yetkililerin değil elbette. Ama önlem alma ve denetim konusunda en büyük görev kamu kurumlarına düşüyor. Caydırıcı cezalar, sıkı denetimler, bilinçlendirme kampanyaları şart. Vangölü’nü korumak için sadece güzel sözler yetmiyor; artık yaptırımların da konuşması gerek.
Aynı zamanda biz bireyler de şunu unutmamalıyız:
Doğa bize emanet değil, biz doğaya emanetiz.
Bugün görmezden geldiklerimiz, yarının dönüşü olmayan kayıpları olabilir. Eğer Vangölü’nün mavisi solmasın istiyorsak, önce kendi kirli ellerimize bakmalıyız. Çünkü bir gölü sadece sevmek yetmez; onu korumak için emek vermek gerekir.