Nitelik mi, Nicelik mi?

Yaşanan üzücü olayların ardından hep benzer cümleleri duyuyoruz: “Okul güvenliği artırılmalı, tedbirler sıkılaştırılmalı…”
Elbette bunlar önemli. Ancak şu soruyu da sormamız gerekiyor: Sorunun tamamı gerçekten bundan mı ibaret?
Yıllarca farklı lise türlerinde görev yapan bir eğitimci olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Eğitimde yaşadığımız sorunlar yalnızca güvenlik önlemleriyle çözülebilecek kadar yüzeysel değil. Daha derinde, üzerinde birlikte düşünmemiz gereken yapısal meseleler var.
12 yıllık zorunlu eğitim sistemi, herkesi aynı çerçeve içinde tutmayı hedefliyor. Ancak her öğrencinin ilgi alanı, yeteneği ve beklentisi aynı değil. Bu durum zaman zaman öğrencilerin okulla bağ kurmakta zorlanmasına, derslere ilgisinin azalmasına ve sınıf içi düzenin olumsuz etkilenmesine neden olabiliyor. Bugün 12 yıllık zorunlu eğitim sistemi, isteksiz ve zorla sınıfta tutulan öğrenciler üretmektedir. Ergenlik dönemindeki bu gençler hem dersin işlenişini aksatmakta hem de idare açısından sürekli bir disiplin problemi oluşturmaktadır. Bu nedenle disiplin yönetmeliği mutlaka güncellenmelidir.
Ancak bu güncelleme masa başında değil, sahada yapılmalıdır. Her ilçede, farklı okul türlerinde en az 3 yıl görev yapmış öğretmenlerin katılımıyla çalıştaylar düzenlenmeli, bu raporlar Bakanlığa sunulmalı ve yönetmelikler bu gerçek verilere göre yeniden şekillendirilmelidir. Aksi halde sınıfa hiç girmemiş ya da farklı kademeleri tanımayan kişilerin hazırladığı düzenlemeler eksik kalmaya mahkûmdur.
Bu noktada disiplin meselesini de yeniden ele almak gerekiyor. Kurallar elbette gerekli, ancak kuralların etkili olabilmesi için sahadaki gerçeklikle uyumlu olması büyük önem taşıyor. Sınıf ortamını birebir yaşayan öğretmenlerin görüşleri, bu anlamda oldukça kıymetli.
Bir diğer önemli konu ise eğitimde nitelik meselesi. Farklı okul türlerinde okuyan öğrencilerimizin, aldıkları eğitimin içeriğiyle daha güçlü bağ kurabilmesi gerekiyor. Amacımız yalnızca mezun vermek değil; öğrencilerimizin gerçekten öğrenmesini ve öğrendiklerini hayatlarında kullanabilmesini sağlamak olmalı. Çünkü biz hâlâ “kaç kişi takdir aldı?” sorusuyla oyalanıyoruz. Kimse “bu çocuk ne öğrendi?” diye sormuyor.
Bununla birlikte, değer eğitimi de göz ardı edilmemeli. Merhamet, sorumluluk, paylaşma gibi kavramlar yalnızca okulun değil, ailenin de katkısıyla gelişir. Eğitim sürecinin bütün paydaşlarının bu konuda ortak bir anlayış geliştirmesi önemlidir.
Eğitim; okul, aile ve öğrenci olmak üzere üç ayaklı bir sistemdir. Bu ayaklardan biri eksik olursa sistem çöker. Bu yüzden aileyi eğitimin dışında bırakan hiçbir model başarılı olamaz.
Bir diğer önemli önerim ise lise eğitiminin zorunlu olmaktan çıkarılmasıdır. Her öğrenciyi akademik eğitime zorlamak yerine, mesleki ve yetenek temelli alanlara yönlendirmek gerekir. Örneğin futbol alanında yetenekli öğrenciler için bölgesel futbol liseleri kurulabilir. Bu okullarda hem akademik hem de profesyonel eğitim verilerek gençler doğru şekilde yönlendirilebilir.
Öğretmenin toplumdaki yeri de bu sürecin merkezinde bulunuyor. Öğretmenlerin desteklendiği, görüşlerine değer verildiği ve mesleki itibarlarının korunduğu bir ortam, eğitim kalitesine doğrudan katkı sağlar.
Belki de üzerinde en çok düşünmemiz gereken konulardan biri şudur: Her öğrencinin yolu aynı olmak zorunda mı? Akademik başarı kadar mesleki becerilerin, sanatın ve sporun da değer gördüğü bir sistem, gençlerimizin kendilerini daha doğru alanlarda geliştirmesine imkân tanıyabilir.
Okul güvenliği elbette önemli bir başlık. Ancak güvenli bir ortam sadece fiziki önlemlerle değil, aynı zamanda güçlü bir değerler eğitimi ve sağlıklı iletişim ortamıyla mümkündür.
Merhum Necmettin Erbakan’ın şu sözü bu noktada anlamlı bir hatırlatma sunuyor:
“Her insanın başına bir jandarma dikseniz bile bu mesele çözülmez.”
Çünkü eğitim, yalnızca bilgi aktarmak değil; aynı zamanda insan yetiştirmektir.
Sonuç olarak, eğitimde yaşanan sorunları çözebilmek için tüm paydaşların katkısına, sahadaki deneyimlere kulak verilmesine ve meselelerin bütüncül bir bakış açısıyla ele alınmasına ihtiyaç var.
Unutmayalım ki:
Eğitim güçlendikçe, toplum da güçlenir.