Kar Var, Ses Yok

“Allah’tan gelen baş göz üstüne.”
Bu söz, bu toprakların kaderle kurduğu sükûnetli ilişkinin en yalın ifadesidir. Onsuz hiçbir şey olmaz; olan bitene de isyan edilmez. Metrelerce yağan kara kimsenin öfke duymaması bundandır. Çünkü bizler, karın hem eziyetini hem de güzelliğini yıllardır seven, onunla yaşamayı öğrenmiş insanlarız.
Bitlis için kar yabancı değildir. Aksine, kimliğimizin bir parçasıdır. Ancak kabul etmek gerekir ki bu kadar yoğun ve uzun süreli kar yağışının yalnızca zahmet değil, doğru yönetildiğinde ciddi avantajları da vardır. Ne var ki bu avantajları fırsata dönüştürme noktasında ciddi bir eksiklik yaşanıyor.
Metrelerce yağan karın ardından Bitlis’in afet bölgesi ilan edilmesi, destek ve yardımlar konusunda öncelikli iller arasında yer alması gayet makul ve gereklidir. Bunun için de ilin en yetkili mercilerinin kameralar karşısına geçmesi, güçlü ve net açıklamalarla kamuoyunda gündem oluşturması gerekir. Fakat ne yazık ki bu yönde tatmin edici bir çaba göremiyoruz.
En büyük zaafiyet ise basınla kurulamayan sağlıklı diyalogdan kaynaklanıyor. Her şey masa başında hazırlanan basın bültenleriyle olmuyor. Basın mensuplarıyla sahada olacaksınız. Bir şehrin karla olan mücadelesini, dayanışmasını ve direncini birlikte göstereceksiniz. Karın yalnızca yolları kapatmadığını; aynı zamanda bir kenti nasıl bir arada tuttuğunu, nasıl sınadığını ve nasıl güçlendirdiğini dışarıya doğru anlatacaksınız.
Kameraların ve mikrofonların karşısına çıkmak gerçekten bu kadar mı zor? Sahada olmak, anlatmak, göstermek bu kadar mı güç? Bitlis’in beyaz örtüyle kurduğu bu güçlü bağ, doğru iletişimle hem ulusal gündeme taşınabilir hem de kentin hak ettiği desteklerin kapısını aralayabilir.
Maalesef bugün gelinen noktada beyaz örtüyü fırsata çeviremiyoruz. Oysa kar, Bitlis için yalnızca bir doğa olayı değil; doğru yönetildiğinde bir imkândır. Bu imkânı görüp değerlendirmek de şehri yönetenlerin sorumluluğudur.