Geçtiğimiz günlerde sıradan bir günü sıradışı bir gezintiye dönüştürmek istedim. Tatvan’a sık sık gidip geliyorum ama sahil, genellikle uğramadığım bir yerdi. Bu sefer farklı olsun dedim, Tatvan sahiline de bir adım atayım istedim. Ancak sahile iner inmez karşılaştığım manzara karşısında adeta irkildim.
Van Gölü’nün bu kadar çekildiğini ilk kez bu denli net bir şekilde gördüm. Karşımda uzanan boşluk, bir göl.
Su neredeyse kıyıdan onlarca metre geriye çekilmişti. Bu yalnızca doğanın değil, aynı zamanda bizlerin ihmalkârlığının da sessiz bir çığlığıydı.
İçim burkuldu. Bu görüntü, sadece doğanın değil, geleceğimizin de kırılganlığını yüzüme çarptı. Aklıma hemen şu soru düştü: Bu göl neden bu kadar çekildi? Bu kadar büyük bir değişimin ardında iklim krizinden mi söz etmeliyiz, yoksa insan eliyle yapılan hatalardan mı? Cevabı bilmiyoruz çünkü ne yazık ki bu konuda yetkililerden ciddi ve şeffaf bir açıklama duymadık.
Ancak göl çekilince sadece kurumuş topraklar değil, başka çirkinlikler de ortaya çıkmış. Lağım sularının, pis kokuların ve görüntü kirliliğinin adeta sahile sızdığı bir ortam hâkim olmuş. Suların yükseldiği dönemde gizlenmiş olan tüm kirlilik, şimdi ayan beyan ortada. Kokularla baş edilemez hâle gelen sahil, ne yazık ki ne gezilesi ne de nefes alınası bir yer değil artık.
Doğunun incisi olarak anılan Tatvan’a bu manzara hiç ama hiç yakışmıyor. Hem doğa açısından hem de insan sağlığı açısından tehlike sinyalleri çoktan verilmeye başlanmış. Bu duruma “doğal süreç” deyip geçmek, göz göre göre bir ihmali kabullenmek olur.
Yetkililerin artık vakit kaybetmeden bu meseleye el atması gerekiyor. Kapsamlı bilimsel araştırmalarla gölün neden bu kadar çekildiği, altyapı eksikliklerinin nasıl giderileceği, lağım sistemlerinin nasıl iyileştirileceği bir an önce ortaya konulmalı. Bu mesele sadece çevre sorunu değil; bir yaşam, bir kültür, bir miras sorunudur.
Aksi takdirde Tatvan sahili, doğunun incisi olmaktan çıkıp, ihmalkârlığın utanç verici bir sembolüne dönüşecek.