Bitlis’te Emeğin Sessizliği


Memleketimizde güzel bir iş yapıldığında, taş üstüne taş konulduğunda, yol alındığında ya da küçücük bir adım atıldığında herkesin yüreği kabarıyor. Bu aslında Bitlis’in temiz kalpli insanının tabiatında var; yapılan iyiliğe, gelişmeye, ilerlemeye sahip çıkmak. Ancak ne var ki bu sahipleniş bazen yanlış bir yöne kayabiliyor. Bir işin gerçek emekçileri sessizce geri planda kalırken, “Ben yaptım” deme telaşı öne çıkabiliyor.
Bir bakıyorsunuz, sosyal medyada paylaşımlar ardı ardına geliyor. “Şunun sayesinde oldu”, “Bunun gayretiyle gerçekleşti” diye söyleniyor. Elbette herkesin katkısı kıymetlidir, kimseyi yok saymak doğru değildir. Fakat esas alın teri döken, yıllarını adayan, perde arkasında emek veren kişiler unutulunca işin dengesi bozuluyor. Emeği görünmez kılmak, aslında yapılan işi de küçültüyor.

Bitlis halkı iyi niyetlidir, gönlü geniştir. Çoğu zaman da birilerinin gözüne girmek için değil, sadece memleket sevdasıyla konuşur. Ama yine de bazen “at gözlükleriyle bakmamak” gerekir. Çünkü hakkaniyet, sadece gerçeği görmekle olur. Bir adımın arkasında kimin emeği varsa, onun adını anmak; hem vicdanı hem de adaleti rahatlatır.
Emeği teslim etmek, aslında bir büyüklüktür. Bir insanın alın terini yok saymak, onun gayretini görmezden gelmekse küçüklüktür. Hakkı hak sahibine vermek, hem şehrin hem toplumun hem de geleceğin bereketini artırır. Çünkü bugün emeği görmezden gelinen, yarın aynı yola gönül koymak istemez.
Ve asıl soruyu sormak gerekir: Biz neyi büyütmek istiyoruz? Gerçekten emeği mi, yoksa sadece gösterişi mi? “Ben yaptım” diyerek ortalığı dolduran isimleri mi, yoksa sessizce alın teri dökenleri mi? Eğer vicdan terazimiz şaşarsa, emeğin değerini küçültürsek, yarın kim bu şehir için taş üstüne taş koymak ister?
Unutmayalım, emek yok sayıldığında aslında şehir de kaybeder. Bir şehri geleceğe taşıyan alkış değil, gerçek emektir. Sorun şu ki, biz bu gerçeği ne zaman dürüstçe kabul edeceğiz?