Bitlis Turizmde Lokomotifini Arıyor

Bitlis, tarihiyle, kültürüyle, doğasıyla ve medeniyetler boyunca taşıdığı izlerle Anadolu’nun en nadide şehirlerinden biri olmayı sürdürüyor. Urartulardan Osmanlı’ya, Selçuklulardan Cumhuriyet dönemine kadar birçok medeniyetin iz bıraktığı bu kadim şehir, adeta açık hava müzesi niteliğinde bir mirası bünyesinde barındırıyor.
Son yıllarda yapılan restorasyonlar, tarihi yapıların yeniden ayağa kaldırılması ve kültürel mirasın korunmasına yönelik çalışmalar, Bitlis’in sahip olduğu değerleri yeniden görünür hale getirdi. Asırlık hanlar, hamamlar, kümbetler, medreseler, kaleler ve çeşmeler birer birer gün yüzüne çıkarken, kent artık turizm pastasından hak ettiği payı almak istiyor.
Ancak burada önemli bir soru karşımıza çıkıyor: Tanıtıma nereden başlanmalı?
Çünkü Bitlis’in sahip olduğu potansiyel o kadar geniş ki, hangi değerin ön plana çıkarılacağı konusunda net bir yol haritası henüz oluşmuş değil. Nemrut Krater Gölü gibi doğa harikası bir destinasyon mu lokomotif olmalı? Yoksa Ahlat Selçuklu Meydan Mezarlığı gibi dünya çapında tarihi öneme sahip bir alan mı? Belki de inanç turizmine büyük katkı sağlayabilecek Bediüzzaman Said Nursi’nin mirası ön plana çıkarılmalı.
Aslında mesele yalnızca bir yeri seçmek değil; o seçilen değeri bir başlangıç noktası haline getirebilmektir.
Bir lokomotif gerekir. Çünkü tren ancak bir öncü güçle hareket eder. Bitlis’in de turizm trenini harekete geçirecek güçlü bir başlangıca ihtiyacı var.
Bu nedenle yaz turizmi, kış turizmi, doğa turizmi, kültür turizmi ve inanç turizmi ayrı ayrı ele alınmalı; birbirini tamamlayan bir turizm modeli oluşturulmalıdır. Amaç sadece turistin gelip bir fotoğraf çekip gitmesi değil, günlerce Bitlis’te kalmasını sağlayacak bir sistem kurmaktır.
Nemrut’a gelen ziyaretçi Tatvan’da kalmalı, oradan Ahlat’a geçmeli, ardından Bitlis merkezde tarihi yapıları gezmeli, Güroymak’ta termal turizmi deneyimlemeli, Adilcevaz’da Van Gölü kıyısında vakit geçirmeli, Hizan ve Mutki’nin doğa güzelliklerini görmeli. Turizm ancak bu bütünlükle kalkınmaya dönüşebilir.
Yıllarca bölge çatışmalarla, güvenlik sorunlarıyla ve olumsuz algılarla anıldı. Oysa bugün çok daha farklı bir iklim var. Huzurun hâkim olduğu bu dönemde artık bu bakir toprakları insanların ziyaretine açmak gerekiyor. Bu sadece ekonomik değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel bir kalkınma meselesidir.
Fakat bunu yaparken plansız değil, ortak akılla hareket edilmelidir.
Kamu kurumları, belediyeler, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, turizmciler, vatandaşlar ve elbette basın… Herkes aynı masada buluşmalı ve şu soruya birlikte cevap vermelidir:
“Bitlis turizmde hangi değeriyle öne çıkmalı?”
Bu sorunun cevabı bulunduğunda, gerisi çok daha kolay gelecektir.
Bitlis’in potansiyeli tartışılmaz. Tartışılması gereken tek şey, bu potansiyelin nasıl harekete geçirileceğidir.
Çünkü bazen kalkınmak için sadece doğru yerden başlamak gerekir.