Bitlis’in unutulmaya yüz tutan kültürel mirasıyla ilgili dikkat çeken açıklamalarda bulunan araştırmacı-yazar Törehan Serdar, özellikle somut olmayan kültür varlıklarının hızla kaybolduğunu belirterek yetkililere ve üniversitelere çağrıda bulundu. Serdar, geçmişte yaşatılan birçok gelenek ve kültürel değerin bugün yeni nesil tarafından bilinmediğini söyledi.
Serdar, Bitlis’te eskiden kutlanan birçok geleneğin artık tamamen unutulduğunu ifade ederek, “Kara Çarşamba dışında elimizde kalan pek bir şey yok. O da Kültür Müdürlüğü’nün çabasıyla UNESCO somut olmayan kültürel miras listesine girdi. Ancak bunun dışında eski geleneklerimizin çoğu kayboldu” dedi.
Eskiden 26 Şubat’ta yapılan “hatıra” geleneğini anlatan Serdar, damlarda ateşler yakıldığını, Rumi takvime göre Şubat ayının son gecesinde “Subatu” adı verilen bir ritüelin gerçekleştirildiğini söyledi. Ellerine bez alan insanların duvarlara vurup “Subatu bereketi götürür” diyerek bezleri dışarı attığını belirten Serdar, bunun bereketin eve gelmesi ve fakirliğin gitmesi için yapıldığını ifade etti.
Kurban Bayramı akşamlarında yapılan “Aşure Gezmesi” geleneğinin de unutulduğunu söyleyen Serdar, evlenmek isteyen genç kızların erkek kıyafetleri giyerek kapı kapı dolaştığını, “Aşure, aş aş” diye seslendiklerini ve ev sahiplerinin de “Allah muradınızı versin” diyerek karşılık verdiğini anlattı.

Bitlis'te Yayaları Bekleyen Risk
Bitlis'te Yayaları Bekleyen Risk
İçeriği Görüntüle

Whatsapp Image 2026 05 13 At 23.21.43 (1)
Bitlis’in birçok kültürel değerine başka şehirlerin sahip çıktığını dile getiren Serdar, “Büryanımıza Siirt sahip çıktı, Van Gölü’nün büyük kısmı bizde olmasına rağmen Van adıyla anılıyor. Süphan Dağı’nı Van kullanıyor. Tütünümüze Adıyaman, balımıza Rize sahip çıktı. Artık elimizde çok az şey kaldı” diye konuştu.
“Fakir-i Teyran Unutuldu”
Bitlis’in önemli kültürel şahsiyetlerinden biri olan Fakir-i Teyran hakkında da konuşan Serdar, halk arasında büyük bir manevi değere sahip olan bu ismin bugün neredeyse unutulduğunu söyledi.
Fakir-i Teyran’ın yalnızca bir din alimi değil; aynı zamanda şair, edebiyatçı ve mutasavvıf olduğunu belirten Serdar, eserlerinin bir kısmının bugün Saint Petersburg Kütüphanesi arşivlerinde bulunduğunu ifade etti.
Halk arasında “uçan faki (talebe)” anlamına gelen Fakir-i Teyran hakkında birçok menkıbe anlatıldığını söyleyen Serdar, özellikle Senem ile yaşadığı aşk hikayesinin bölge halkı arasında nesilden nesile aktarıldığını kaydetti.
“Mezarı Hizan Dayılar Köyü’nde”
Serdar, Fakir-i Teyran’ın 1563 yılında Bahçesaray ilçesinin eski adıyla Müküs bölgesinde doğduğunu, 1631-1632 yıllarında ise Bitlis’in Hizan ilçesine bağlı eski adı Şandis olan Dayılar Köyü’nde vefat ettiğini söyledi.
Fakir-i Teyran’ın mezarının da Dayılar Köyü’nde bulunduğunu belirten Serdar, bazı akademik çalışmalarda mezarın doğduğu yer olan Müküs’te gösterilmesine tepki gösterdi.
“Mardin Artuklu Üniversitesi bazı araştırmalar yaptı ancak mezarın Müküs’te olduğunu iddia etti. Halbuki Dayılar Köyü’nde mezarı, mezar taşı, evi ve talebelerinin kabirleri halen duruyor” diyen Serdar, bölgedeki köylülerin Fakir-i Teyran’a ait vakıf arazilerinden elde edilen ürünleri hâlâ hayır amacıyla dağıttığını söyledi.
“14 Nisan Anma Günü Olsun”
Araştırmacı-yazar Serdar, 14 Nisan tarihinin Fakir-i Teyran’ın ölüm günü değil, her yıl düzenlenecek bir “anma günü” olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Whatsapp Image 2026 05 13 At 23.21.43
Kutlamaların Hizan Dayılar Köyü’nde yapılmasını öneren Serdar, burada şenlikler, sempozyumlar, konferanslar ve ilahi programları düzenlenebileceğini belirtti.
“Nasıl Nevruz’u coşkuyla kutluyorsak, Fakir-i Teyran anma günü de kutlanmalı. Kazanlar kurulmalı, fakir fukaraya yemek dağıtılmalı. Üniversitelerimiz, Kültür Müdürlüğü, İl Özel İdaresi ve sivil toplum kuruluşları buna öncülük etmeli” dedi.
Özellikle Bitlis Eren Üniversitesi ile Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nin bu konuda araştırmalar yapması gerektiğini vurgulayan Serdar, Rusya’daki eserlerin günümüz Türkçesine çevrilerek bilim dünyasına kazandırılması çağrısında bulundu.
Serdar son olarak, “Bu topraklarda doğmuş ve bu topraklarda yaşamış değerlerimize sahip çıkmalıyız. Kültürümüzü kaybedersek kimliğimizi de kaybederiz” ifadelerini kullandı.

Muhabir: Gönül OLCAY