Bir Köyün Kimliği


Değerli okurlar, geçtiğimiz hafta sonu Bitlis’in Hizan ilçesine bağlı, taş evleriyle meşhur Uzuntaş köyüne bir ziyaret gerçekleştirdim. Her ne kadar yolculuk zorlu ve meşakkatli olsa da, üst üste yapılmış o taş evlerin güzelliğini gördükten sonra tüm yorgunluk unutuluyor.
Aslında köye varıncaya kadar tek sorun yolun kötü oluşu ve yönlendirmenin olmayışı. Bu eksiklik, köyün değerini görmek isteyenlerin yolunu gereksiz yere zorlaştırıyor. Köye ulaştığınızda ise bambaşka bir manzara karşılıyor sizi: tandırlardan yükselen duman ve mis gibi ekmek kokuları, ikram edilen taze ekmekler, dik yamaçlardan kışlık odun ihtiyacını karşılamak için yük hayvanlarıyla ağır odunları getiren kadınların çabası… Bir yanda köyün kadim güzelliği, diğer yanda hayatın zorlukları.
Ama işin bir de üzücü yanı var: köyde yıkılmış birkaç evin harabe hali. O taş evler köyün ruhunu, tarihini ve kimliğini yansıtıyor. Eğer bu evler yıkılıp yerine betonarme yapılar dikilirse, Uzuntaş’ın hafızası da yok olur. Bu yüzden yapılması gereken çok açık: Yıkılan evlerin yine taşla, aynı mimariyle yeniden inşa edilmesi.
Son yıllarda ziyaretçilerin uğrak noktası haline gelen Uzuntaş köyünün yolu biraz daha elden geçirilmeli, yönlendirme tabelaları artırılmalı. Böylece bu tarihi dokuyu görmeye gelenlerin sayısı artacak, köyün değeri daha da yükselecektir.
Unutmayalım; bir köy sadece evlerden ibaret değildir. O evlerin mimarisi, hafızası, taşlara sinmiş yaşam biçimi vardır. Uzuntaş’ın taş evleri, sadece Bitlis’in değil, bu toprakların ortak mirasıdır.
Özellikle de yetkililerin üzerine düşeni yapmasını bekliyoruz. Çünkü bir köyün kimliğini korumak, sadece orada yaşayanların değil, hepimizin sorumluluğudur. Eğer biz bugün bu taşlara sahip çıkmazsak, yarın çocuklarımıza gösterecek sadece fotoğraflar kalır.
Ve belki de en acısı: Bir köyün kimliğini kaybetmesi, sadece bir evin yıkılması değil, bir tarihin unutulması demektir.