Güncel

Baba Olmak: Fedakârlığın Diğer Adı

Babalar Günü'nün ortaya çıkışı, 1910 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nin Washington eyaletinde yaşayan Sonora Smart Dodd'un, Amerikan İç Savaşı gazisi ve dul olan babasını onurlandırmak istemesine dayanır. Annesini kaybettikten sonra altı çocuğunu tek başına büyüten babasına duyduğu minneti göstermek isteyen Dodd'un başlattığı bu anlamlı girişim, zamanla tüm dünyaya yayılmıştır.

Babalar Günü'nün ortaya çıkışı, 1910 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nin Washington eyaletinde yaşayan Sonora Smart Dodd'un, Amerikan İç Savaşı gazisi ve dul olan babasını onurlandırmak istemesine dayanır. Annesini kaybettikten sonra altı çocuğunu tek başına büyüten babasına duyduğu minneti göstermek isteyen Dodd'un başlattığı bu anlamlı girişim, zamanla tüm dünyaya yayılmıştır.
Nihayetinde, erkeği yine bir kadın düşünmüştür...
Yılda bir kez de olsa babaların hatırlanması, bir baba için tarif edilmesi güç bir mutluluktur. Ancak bir babanın asıl çilesi de tam burada başlar. El bebek gül bebek büyüttüğü evladını evlendirip mürüvvetini görmek, her babanın en büyük hayallerinden biridir. Fakat baba, hiçbir zaman kaygılarından tamamen kurtulamaz.
Yuvası dağılır mı? Şiddete maruz kalır mı? Korkuları var mı? Aç mı, tok mu? Başına bir iş gelir mi? İş bulabilecek mi? Parasız mı kaldı? Kirasını ödeyebildi mi?
Bir babanın zihninde evladıyla ilgili dolaşan bu soruların sonu yoktur. Çünkü baba, her şeyden önce evlatlarının kendisinden daha iyi bir hayat sürmesini ister. Daha güzel bir gelecek kurabilmeleri için yıllarca mücadele eder. Babaların hayat hikâyelerindeki birçok fedakârlığın ve trajedinin merkezinde de çoğu zaman yine evlatları vardır.
Yerin altında yüzü gözü kömür karasına bulanmış madenci baba... Soframıza sıcak ekmek getiren emekçi baba... İnşaatta çalışan baba... Asgari ücretle geçim mücadelesi veren baba... Savaşta, nöbette, fabrikada, tarlada, bağda, dağda, yolda...
Her yerde bir baba vardır.
Ve bütün bu mücadelenin tek bir nedeni vardır: Evladı.
Dünyanın dört bir yanı babaların sessiz hikâyeleriyle doludur. Bir baba aslında hiçbir zaman başını rahatça yastığa koyamaz. Geceleri üstü açılmış mı, üşümüş mü, nefes alıyor mu diye defalarca kontrol ettiği evladının, büyüdüğünde dış dünyanın insafına bırakılması onu hep tedirgin eder.
Büyüt, yetiştir, okut, askere gönder, yuvasını kurmasına yardımcı ol... Binbir güçlükle hayatını inşa etmesi için çabala. Ama sonuç değişmez. Evlat kaç yaşına gelirse gelsin, baba için endişe hiç bitmez.
Çünkü bir babanın ömrü, “Bunu da evladım için başarırsam huzura ereceğim” düşüncesiyle geçer. Çocuklarının başarıları da başarısızlıkları da, sağlıkları da tercihleri de doğrudan babanın yüreğine dokunur. Bir babanın çocuklarından tamamen bağımsız bir yaşam planı yoktur.
Evlatlarının toplum içinde kazandığı itibar ve başarı, bir babanın hayattayken görebileceği en büyük ödüldür. Hatta çoğu baba, kendi başarısından çok evladının başarısıyla gurur duyar. Çünkü toplum, çoğu zaman bir bireyi değerlendirirken onun yetiştiği aileye ve özellikle babasına da bakar.
Atalarımızın şu sözü durumu ne kadar güzel özetler:
"Bir çocuğun kusurları, çoğu zaman babasının eksikliklerinin aynasıdır."
Ne yazık ki dünya artık evlatlarımız için eskisi kadar güvenli bir yer değil. İçinde yaşadığımız çağ, anne ve babaların yüreğini avuçlarında taşıyarak yaşamalarına neden oluyor.
Bu nedenle yılda bir kez de olsa babalarımıza sevgimizi dile getirmekten çekinmeyelim. Onları sevelim, sayalım ve değerlerini bilelim. Çünkü babalar, hayat yolculuğumuzdaki en kıymetli rehberlerdir. Onların sevgisi, sabrı ve fedakârlığı sayesinde büyür, güçlenir ve hayata tutunuruz.
Evlatlara düşen en önemli görev ise, babaları hayattayken kıymetlerini bilmek, onlara hak ettikleri değeri vermek ve gönüllerini hoş tutmaktır.
Çünkü bazı insanlar ancak yokluklarında anlaşılır; babalar ise değerleri geç fark edilen kahramanlardır.

Nihat OLCAY