1071’in Ruhu ve Millî Bilinç: Tarihimizi Yerinde Öğretmenin Önemi

1071 Malazgirt Zaferi… Sadece bir tarih, bir rakam, bir savaş değildir. O, Türk milletinin Anadolu’yu ebedî yurt kılma kararlılığının, akıl ile imanın birleştiğinde ortaya çıkan yenilmez gücün sembolüdür. Malazgirt, bize birlik olduğumuzda hiçbir gücün önümüzde duramayacağını, direncimizin ve medeniyet kurma irademizin bizi yüzyıllarca ayakta tutacağını hatırlatır. Bu sebeple 1071, hafızamızda bir zaferden öte, bir varoluş manifestosudur.

Tarih bilincinin ve millî ruhun nasıl yerleştiğini görmek isteyenler için Japonya’dan verilecek bir örnek oldukça çarpıcıdır. Japonlar, çocuklarını Hiroşima ve Nagazaki’ye götürür; onlara düşmanın ülkeyi nasıl yakıp yıktığını, savaşın nelere mal olduğunu yerinde gösterir. Ardından şu mesajı verirler:
"Eğer birlik ve beraberlik içinde çalışmazsanız, işte düşmanlar ülkenizi bu hâle getirir. Ama kenetlenirseniz, düşman size saldırmaya cesaret edemez. Tercih sizin."
Bu, bir milletin hafızasına kazınan en etkili derslerden biridir.

Peki biz?
Üzülerek ifade etmeliyim ki, bugün hâlâ Anadolu’nun kalbinde yaşayan pek çok öğrencimiz, kendi tarihinin görkemli mirasını yerinde görme imkânına sahip değil. Düşünün; bir sosyal bilgiler öğretmeni sınıfta soruyor: "Ahlat Selçuklu Mezarlığını gören var mı?" Yirmi üç kişilik sınıfta el kaldıran öğrenci sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor.

Oysa ki Ahlat, tarihin sessiz şahidi; taşlara işlenmiş medeniyet hafızamızdır. Japonya geçmişini çocuklarına sahada öğretirken, biz hâlâ kendi değerlerimizi çocuklarımıza yerinde gösteremiyoruz.

Bitlis Kalesi de hafızamda derin izler bırakmıştır. Çocukluğumda açıktı ama bakımsız hâli yüreğimi burkardı. Başka illerin kalelerini gördüğümde “Bizim kalemiz neden böyle sahipsiz?” diye hayıflanırdım. 2004’te başlayan tadilat hâlâ bitmedi. Düşünün, Bedlis adındaki komutan M.Ö. 331’de bu kaleyi bir yıl içinde yapmayı başarmış. Günümüzün imkânlarıyla biz 21 yıldır onaramıyoruz.

Küfrevi Türbesi’ni görme hayalim ise yıllarca ertelendi. Hep kapalıydı. Bugün de ancak “adam yerine konulursanız” görebilirsiniz. Yusufiye Medresesi, geçmişte derneklere tahsis edilmişti; bugün ise farklı bir vakfa devredilmiş durumda. Yani, halkın rahatça ziyaret edebileceği tarihî mekânlarımız ya kapalı ya da tahsis zincirinde kaybolmuş.

Bitlis’in tarihî hanları hâlâ işletmelerde ama ne kadar süre böyle kalır bilinmez. Özellikle Hazo Hanı, turizme kazandırılmış bir kitap evi veya halkın ziyaretine açık bir kültür mekânı olarak varlığını sürdürse, bu bile başlı başına bir kazanç olur.

Bütün bunlar, bizim tarihimizden kopuk büyüdüğümüzün somut kanıtlarıdır. Bugün hâlâ Ahlat Selçuklu Mezarlığı’nı göremeyen binlerce öğrencimiz var. Böyle bir tabloda, 1071 kutlamalarını istediğimiz kadar görkemli yapalım, gençlerin bilinçaltına “birlik, beraberlik ve iman” kavramlarını işleyemeyiz.

Sayıca çok ama faydası ölçülemeyecek kadar zayıf STK’ların her protokol programında yer alması yerine, bu tarihî mekânları hiç görmemiş öğrencilerimizin buralara götürülmesi ne büyük bir kazanım olurdu. Zoraki de olsa katıldığımız törenlerde, çocuklarımızın orada olmasını ne çok arzuladım bugün.

Çünkü asıl mesele, millî ruh meselesidir.
Ve millî ruhun reçetesi bellidir:
Tarihî mekânları hiç görmemiş öğrencilerimizi o mekânlarla buluşturmak. Onların gözlerine, elleriyle dokunacakları taşlara, hafızalarında iz bırakacak manzaralara millî bilinci nakşetmek.

Ancak o zaman 1071, zihinlerde gerçek yerini alacak. Ancak o zaman Malazgirt’in mesajı, bir kâğıt üzerindeki satırlardan çıkıp gönüllerde yaşayan bir değer hâline dönüşecektir.