SON DAKİKA

Adilcevaz’da ‘Tarih, Arkeoloji, Jeoloji ve Turizm Çalıştayı’ Gerçekleştirildi

Bu haber 29 Nisan 2019 - 14:24 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Bitlis’in Adilcevaz ilçesinde ‘Tarih, Arkeoloji, Jeoloji ve Turizm Çalıştayı’ gerçekleştirildi.

Çalıştay, Adilcevaz Kaymakamlığı, Belediyesi, Bitis Eren Üniversitesi, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi ve Adilcevaz Kültür, Sanat ve Turizm Derneği tarafından düzenledi. Adilcevaz Meslek Yüksekokulu Konferans salonunda gerçekleştirilen çalıştaya Adilcevaz Kaymakamı Arif Karaman, Prof. Dr. Rafet Çavuşoğlu, Dr. Öğretim Görevlisi Serkan Erdoğan, Dr. Öğretim Görevlisi Mustafa Akkuş, Dr. Öğretim Üyesi Çetin Yeşilova, Araştırma görevlisi Sinan Kılıç, İlham Gadjmuradov, öğretim üyeleri ve öğrenciler katıldılar.

Program saygı duruşu ve İstiklal Marşının okunmasının ardından açılış konuşmalarına geçildi. Programda konuşan Arif Karaman, bu çalıştay adında farklı faktörler var ancak bu çalıştayın Vangölü ve havzası bakımından kıymetli çalışmalar ortaya koyacağını belirtti.

Karaman konuşmasında şunları söyledi:

“Bu çalıştay inşallah bizim geçmişten aldığımız mirasla geleceğimize iyi bir ışık tutacak. Buradan yol alıp, Adilcevaz, Bitlis, Vangölü havzası ve bölgemiz yararlı sonuçlar ortaya koyacağız. Bu bölgeye ilgi duyan ve ne olduğunu çözmeye çalışan sadece biz değiliz. Biz burada Adilcevaz kalesinin sula altında kalan kısmı bulunduğunda National Geographic bunu haber yapmıştı. Burada yapılan çalışmalar yurt dışında da ciddi ses getiriyor. Sahibi olarak en çok bizim ilgilenmemiz ve sahip çıkmamız gerekiyor. Bu anlamda bugünkü çalıştay bir kilometre taşı olarak düşünülürse, başlangıçta inşallah çok güzel bir yeri olur. Katılımlarınızdan dolayı hepinize teşekkür ediyor, çalıştayın hayırlı olmasını diliyorum” dedi.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Öğretim Görevlisi Mustafa Akkuş ise, Vangölü etrafında 14 bin kişinin balıkçılıkla geçimini sağladığını, buranın sadece balıkçılıkla değil, altındaki mikrobiyalitlerle de dikjkat çekmesi ve turizme kazandırılması gerektiğini söyledi.

Dr. Öğretim Görevlisi Akkuş konuşmasında şunları ifade etti.

“Vangölü kapalı bir ekosistem. Göller bulundukları yerlerin geçmişlerini kaydederler. Vangölü’ne dalışlar gerçekleştiriyorum. Her dalışta Vangölü altında farklı birçok yapı görüyoruz. Urartu Kalesi olsun, henüz açıklamadığımız Balık heykelleri olsun, yürüyüş yolları ve evler olsun. Aslında Vangölü’nün altı bir tarih gibi. Bir müze şeklindedir. Vangölü başlı başına eşsiz bir ekosistem. Dünyada bulabileceğiniz en güzel ekosistemlerden birisidir. Kapalı bir göl. Yani Vangölü tarihten bugüne etrafında ne olmuşsa bunu kaydeden bir göl. Göller bulundukları bölgenin adeta geçmişini kaydederler. Bundan 200-300 yıl önce yukarıdaki dağlarda hangi ağaçlar vardı diye bir soru sorarsak. Dönüp Vangölü’ne bakmamız lazım.  Çünkü oradaki ağaçların tohumları polenleri hepsi Vangölü’nün tabanında birikiyor. Çünkü Vangölü bölgenin en eski şahididir.”

“NUH TUFANININ VANGÖLÜ ÇEVRESİNDE OLMA İHTİMALİ VAR”

Araştırmacı Yazar İlham Gadjmuradov ise bölgede uzun yıllardan beridir çalışma yaptığını, Nuh Tufanı ile ilgili verilerden yola çıkarak tufanın Vangölü çevresindeki yanardağların püskürmeler, depremler ve tsunamilerle yaşandığı ihtimali olduğunu söyledi.

Gadjmuradov, Nuh tufanı ile ilgili yaptığı konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Kutsal kitaplarda, Babil tarihlerinde Nuh tufanı birbirine çok benzer şekillerde anlatılıyor. Bu belgeler aslında Nuh tufanının bölgesel bir tufan olduğunu ortaya koyuyor. Dünyanın benzer coğrafyalarında benzer efsaneler çok çabuk yayılırdı. Bölgesel olarak geçen Nuh tufanında Hristiyan ve İslam dinlerinin yayılması ile dünyayı fethetti. Bununla ilgili motiflerin asıl coğrafyasını belirtmek gerekir. Somut verilere ulaşmada en eski kaynak Gılgamış destanıdır. Bazı araştırmacılar söz konusu olayın anavatanı olarak Mezopotamya’yı göstermişlerdir. Ancak Mezopotamya gibi alanlarda su seviyesinin yükselmesi çok da mümkün değildir. Yaşanan felaketin burada tamamen farklı bir coğrafyada gerçekleştiği söylenebilir. Ayrıca eski kaynaklarda olayın kapalı ve volkanik bir bölgede geçtiği de ifade edilmektedir. Tufanın yaşandığı yeri işaret eden tek veri Nuh’un selden sonra Ararat Dağları diye adlandırılan yere oturtulmasıdır. Tevrat’ın tercümesinde yapılan bir yanlışlıkla Türkiye’nin Doğu’sundaki Ağrı Dağı ile özdeşleştirilmektedir. Ancak bölgedeki dillerde bu bölge farklı adlandırılmaktadır. Şüphesiz anlatılanlara göre, Nuh’un Gemisi merkezinde Vangölü olduğu, Urartu bölgesinde bir yere oturmuştur. İslam geleneğinde Nuh Dağı Vangölü’nün güneyindeki Cudi Dağı olarak kabul edilir. Bu da Nuh Tufanı efsanesinin Anavatanının Vangölü Çevresi fikrini desteklemektedir.”

Çalıştay katılanların sunumlarının gerçekleştirilmesinin ardından sona erdi.